Bir Masal Anlatsam…

  
Odelia, JJ, Abbey, Meera ve bir yerlerde bizi bekleyen ismini bilmediğim çocuğum, size bir masal anlatsam şöyle başlardı…

Bir varmış, bir yokmuş… 

Bir diyar varmış. Bu diyarda herkes mutlu yaşarmış. Hiç bir çocuk açlıktan, savaştan, hastalıktan yada biz yetişkinlerin acımasızlığından ölmezmiş. Bu ülkede tüm çocuklar özgürce koşar, oynarmış. Hiç bir çocuk bir diğerini renginden, dilinden, zenginliğinden yada fakirliğinden dolayı yargılamazmış. Bunları yapanlar da bu diyardan içeriye giremezlermiş. 

Geçen yıl neredeyse hergün şahit olduğumuz o bomba, silah sesleri hiç ama hiç duyulmazmış. Onların yerine kuşlar, köpekler, kediler , koyunların sesleri, gülen çocukların sesleri olurmuş. Ben de dahil hiç bir anne çocuklarına kızmazmış burada.

Hiç bir anne kaygılanmazmış… “Acaba çocuklarımı kötü insanlardan nasıl koruyabilirim?” Diye…

Hiçbir anne, “çocuğumu tacizcilerden, tecavüzcülerden nasıl koruyabilirim?” diye panik atak olmak zorunda kalmazmış.

Televizyon seyretmekten, haber okumaktan korkmazmış kimse. Çünkü o korkunç haberler hiç yokmuş ki bu diyarda. Hiç bir bebek sırf kimliğinden dolayı katledilmezmiş. 

Bu diyara öyle her önüne gelen yetişkini almazlarmış. Çünkü bu diyardaki tüm çocuklar çok önemli, çok özelmiş. O çocukların incinmemesi için elinden gelenin de fazlasını yapıyorlarmış. Kimse kalabalıklardan uzak durmak zorunda kalmazmış. Çünkü orada hain bombalar yokmuş. 

O diyarda sevgiden başka bir şey yokmuş… Kimse kimseyi yargılamazmış dolayisiyla.

İşte çocuklarım sizin için böyle bir diyarı oluşturmayı o kadar isterdim ki, hiç bir şeyi bu kadar istememiştim ömrümde. 

Bu masal. Yetişkinler artık masallara inanmıyorlar. Aslında bu masalın gerçekleşmemesi hep biz Yetişkinler yüzünden… Biz kaçamayız bu dünyadan. Hiç bir şey olmamış gibi duyarsız, vicdansız da olamayız Çocuklarım. Ama mücadele edebiliriz. Bu iğrençlikleri değiştirmek için bir şeyler yapabiliriz. Polyanna değilim. Tüm DÜNYAYI aynı anda değiştiremeyiz ama önce kendimizden, sonra çevremizden başlayabiliriz.

Tek bir şey daha istiyorum sizden çocuklarım: içinizdeki çocuğu asla ve asla öldürmeyin…

Anneniz

Annelik Kadınlığından Vazgeçmek Değildir

  
12 gün önce doğum yaptım. Her lohusa kadın gibi, ben de çok yorgunum. Bu yorgunluğa Meera’nın, 4 numara olmasını da ekleyin. Çift kaşarlı tost misali, yeme de yanında yat. 

E ben de, saldım kendimi çayıra, Mevlam kayıra. Pijama resmi üniformam, aynalar düşmanım haline geldi ama ben bu halimden gayet de memnundum. Ta ki benim 4 yaşındaki JJ’im gözlerimi açana kadar.

Babannesi kılığına girmiş kurdu tanımaya çalışan kırmızı başlıklı kız misali, soru üzerine soru yağmuruna tuttu beni. 

“Anne, göbeğin niye büyük senin? Anne, popon niye bu kadar büyük senin? Anne, neden pijamayla dolaşıyorsun? Anne, niye makyaj yapmıyorsun?”… 

Aha Tuba dedim. 4 yaşındaki bebe böyle düşünüyorsa, David ne düşünüyor acaba? 

Kalktım. Bir duş aldım (Sıcak banyo sefasını, kim kaybetmiş ki ben bulayım.)  Resmi üniformamı attım üstümden, yaptım makyajımı. Bir kendime geldim. 

Evet kaybettiğim özgüvenim tavan yaptı yine. Küçücük şeylerle kendinizi mutlu edin. Evet annelik gerçekten de kolay değil. Pek zamanımız da, enerjimiz de yok. Ama Pala Remzi edasıyla da ortalarda dolaşmanın bir anlamı yok. 

Eğer biz mutlu olmazsak, çocuklarımız da, eşimiz de mutlu olamaz. 

Biraz Tartışmalı bir konu ama önce sen geliyorsun. 

Kalk, silkelen ve tekrar kendin ol. Anne olmak demek, kıyafetlerinden, kendinden vazgeçmen demek değildir. 

Anneler de kadın… Sen gerçekten çok özelsin. Ister biyolojik anne ol, istersen de sonradan anne ol. 

Annelerin de, çok güzel, bakımlı olabileceğini kendine tembihle. 

Unutma, sen mutluysan mutludur herkes…

Kahve ve Çikolata Yeter

  
Doğumdan sonra normal hayatımıza dönmeye başladık. Tek bir farklılıkla: kat ve kat yorgunlukla ve uykusuz geçen gecelerden bahsetmiyorum bile -yeni doğmuş bir bebekle. 

Ev okuluna hızlandırılmış bir biçimde geri döndük. Sri Lanka’daki okulla aynı zamanda sınavı var. 10 gün sürecek sınavlar. Ve Sri Lanka matematik konusunda acayip derecede abarttıklarından dolayı, bayağı bir üzerinde duruyoruz matematiğin. Ne kadar eğlenceli geçiyor zamanlarımız siz anlayın artık. 

Bu sınav önemli bizim için, ama eğer olur da geçemezse pek de sık boğaz etmeyeceğiz. Eski yöntemlerimize dönüp, Sri Lanka’daki okula ‘Güle güle’ diyeceğiz. Belki daha da iyi olacak bizim için, en azından bu kadar stres içine girmemize gerek kalmayacak. 

Tüm bu streslerin, yoğunluğun, uykusuzluğun ortasında iki iyi arkadaşım var benim: kahve ve çikolata.

Yeminle on çocuğa daha bakarım, yeter ki kahve ve çikolata bana eşlik etsin. Evet bu zamanda kilo derdi falan var  ama çikolatasız yapamam ben. Çikolata ve kahve olmazsa olmazım benim. 

Bana enerjimin nereden geldiğini soranlara : çikolata ve kahve bana mutluluk hormonlarımı sağlayan iki iyi arkadaşımdır.

Kadınlara Karşı Kadınlar

  
Bugün her yerde, herkesin dilinde olan, herkesin klasik mesajlar verdiği bir gün. Kadınlar Günü. Çiçekli, böcekli sohbetlerin döndüğü bir gün.! Ben hiç bu sohbetlere girmeyeceğim. Karşıt cinsin, kadınlara karşı kötü tutumlarından bahsederiz hep. Ben madalyonun diğer ucuna bakacağım. Kadınların kadınlara yaptıklarını.

Meera’nın da geçen hafta bize katılmasıyla, 6 kişilik ailemizin 4 üyesi kadın. Yani kadınlar daha ağırlık basıyor evde. 

Bence Kadınlara daha çok zarar verenler diğer kadınlar. Eleştirilerimizle, yargılarımızla, birbirimizin kararlarına saygısızlık ta bunların BAŞINDA geliyor. Yeni doğum yaptığımdan dolayı öncelikle annelerden bahsedeyim.

Normal doğum yapanlar, sezaryeni seçenleri eleştiriyor. Sezaryen yapan ise normal doğum yapanı. Emzirenler, emzirmeyenleri, çok çocuklu olanlar, tek çocukluları. Tek çocuklular ise çok çocuklu olanları eleştirmekten vazgeçmiyoruz. Oysa ki, bir şeyi yapmadığımız için, onu seçenleri eleştirmeyi görev edinmiş biliyoruz. Bizim seçimlerimiz, başka kadınların seçimlerini eleştiri hakkı vermez bize.

Farklılıklar gerçekten çok güzel ve eğlenceli aslında. Birbirimizden öğrenecek o kadar çok şeyimiz var ki, bir tek o farklılıkları kabul etmek gerek. 

Bir iki günlüğüne bir deneyelim ne dersiniz? Hiç bir kadını seçimlerinden dolayı yargılamayalım. Ne ayakkabı seçimlerini, ne annelik seçimlerini. Ne kıyafetlerini ne de çocuk sayısını. (Yaram var ki gocunuyorum bu sayı konusunda 😁😜) 

Hadi bakalım sonuç ne olacak görelim. Üç gün sonra benim için farklılıkları yazacağım. Bu süre içinde ister yorumlarla isterseniz de rejoicingmama@aol.com a e posta yazın.

4 Çocuklu Olmak

  
Beklediğimiz küçük üyemiz artık aramıza katıldı. Martın 1’inden itibaren resmi olarak 4 çocukluyuz biz. Doğum beklediğimiz gibi olmadı ama ne farkeder ki? Ben Minicik kızıma kavuştum. Gerçekten de minicik. Sadece 2.550 gramdı kollarıma ilk aldığımda Meera Lidia’mı. 

Doğum hikayesi başka bir postta gelecek. Şayet uzun bir hikaye.

  
Bu alışma dönemi gayet güzel geçiyor. Ufak tefek sıkıntılarımız oluyor sezeryandan Kaynaklı olarak ama evimizdeki bu heyecan görülmeye değer. 

Herkesin sabah ilk yaptığı şey, gelip Meera’yı öpmek. Çocuklar Meera’ya, Meera onlara ayak uydurmayı yavaş yavaş öğrenecekler. Evimizdeki gürültü daha fazla arttı. Ama evimizdeki sevgi ve sevinç on katı arttı. Bu büyük aile olayı tam bize göre birşeymiş. 

4 çocuklu anne olmak, biraz daha farklıymış.

Beklemek mi Daha Zor? Yoksa…

  
Sabreden dermiş, muradına ermiş…

Bu her zaman geçerli değil. Ben tez canlıyım. Beklemek benim için gerçekten zor. Mesela David eve yarım saat geç gelince, kafamda kurarım, kurarım… Sonra da, acaba başına birşey mi geldi, şu mu oldu diye kâbuslara dalarım. 

Ama bu sefer ki mevzu biraz farklı. Odelia hariç diğer iki bebe, 3 ve 2 hafta geç doğdular. Şimdi neredeyse  39 haftalık olacağız. Önce içimdeki kızım, bayağı bir erken gelmeye kalktı. Sonra bir ara tekrar kapıyı çalıp, kaçtı. Ne zaman tamamen kollarımıza gelecek hiç bir fikrim yok.

Geçen kontrolümde yüzünü, yanaklarını ve burnunu gördüm. Siyah beyaz da olsa ciddi ciddi bir yüz. Elmacık kemiği hatlarıyla bile. Bu beni daha da heyecanlandırdı. Sabırsızlanmaya başladım. Acaba hangi gün bizim için, önemli bir gün olacak? Acaba nasıl emecek? Geceleri nasıl uyuyacak?. Diğer kardeşleri gibi güçlü karakterde mi olacak?  Inatçı mi olacak bu da? Gözlerinin Şekli nasıl olacak? Saçları hangi uzunlukta olacak? (Malum her bir bebeğimiz, bir öncekinden daha uzun saçlarla doğdu) Aklımda deli sorular var. 

Tekrar emzireceğim için çok heyecanlıyım. Tekrar bebeğimi slinglerle taşıyacağım için çok mutluyum. Tekrar ayak parmaklarımı görebileceğim için çok mutluyum. Tekrar dışarı çıkabileceğim için çok mutluyum. (Son 4 gün hiç çıkmadım, biraz rahatsız hissettiğimden dolayı.) 

Beklemek çok zor. Ama bazen diyorum ki, o kadar sabırsız olma. Eğri oturup, doğru konuşalım. Bebek bir kere çıktığında, o bebeği bir daha içeri koyamayacağız. Bazı günler bu fanteziyle yanıp tutuşacağız. Uykusuz geceler, gaz sorunları, başka bir çok sorun olacak. (Yazarın bu listeyi uzatmamadaki asıl amacı, yeni ebeveyn olacakların gözünü korkutmamak). 

E hal böyle olunca hangisi daha zor? Beklemek mi, kavuşmak mı? Hangisi daha zor bilmiyorum ama ben bir an önce kızımı kollarıma almak istiyorum. Bu isteğim biraz bencillikten de kaynaklanıyor olabilir ama hatice değil, netice önemli. 

Bu bekleyiş ne kadar Sürer bilmem… Ama o kadar uzun sürmeyeceği belli.

Son Sosis

  
Eğri oturup doğru konuşalım. Biraz özeleştiri yazısıdır bu. Uyarmadı demeyin sonra. Hepimizin ipin ucunu kaçırdığımız zamanlar mutlaka olmuştur. Arada pek sağlıklı olmayan yiyecekler içecekler kullandığım da oluyor. Maalesef. David sosis almıştı marketten. Şu en iyi marka olan Maret cinsinden. “A iyi marka zaten canım” deyip bahanem ve kalkanımı hazırlamıştım. İçim hem rahat, hem çok rahatsızdı. Doğal beslenmek isteyip, arada kaçamaklar yapan bir tiptim. Şu son zamanlarda bu kaçamaklar bayağı bir artmıştı. Belki de onca işin arasında işime geliyordu. Bilmiyorum. Kolay olduğu içinde sevinmiyorum diyemezdim. 

Ta ki bugüne kadar. Attan düşmüşe döndüm. Bizim çocukların egzaması artmaya başladı. Bayağı hassas ve kuru ciltleri. Hava faktörüne bağladım. Ama bu akşam çocuklar için o aldığımız meşhur sosisten yaptım. Çocuklar yediler. Buraya kadar herşey iyi. Ama gerçekte öyle değilmiş. Tabakları temizlerken tamamen farklı bir renk gördüm. Pembe lekeler. İçinde ne var bilmiyorum. Bakmaya da cesaretim yok açıkçası. Ama çocuklarıma verdiğim zararı anladım. 

Zararın neresinden dönülürse kârdır misali, David’le radikal bir karar aldık. O sosis bizim son sosisimizdi. Birkaç şeyi de tamamen çıkartmaya karar verdik hayatımızdan. 

Farklılıkları hep beraber göreceğiz.

Mükemmel Olmayan 6 Koca Sene

  
Ilkler hep başkadır. İlk öğretmenler, ilk arkadaşlar, ilk ev, ilk oyuncak ve ilk çocuk. Daha dün ne yediğimi hatırlayamayan ben, ilk öğretmenimin adını ve soyadını hiç unutmadım. O yüzden bu ilkler tezi benim için doğrudur.

Odelia. İlk bebeğim. Bana ‘annelik’ sıfatını veren ilk kişi. Bana insan vücudunun mükemmelliğinin farkındalığını gösteren ilk kişi. İlk gözbebeğimi kucağıma ilk kez almamın üzerinden koskoca 6 sene geçecek 5 Şubat günü. 6 koca sene.

Bu 6 sene bana birçok şey öğretti, birçok şey kattı. Ben bu 6 senenin her bir gününde mükemmellikten ne kadar uzak olunabilir diye deneyim ediniyorum. Birçok hatam oldu ve oluyor bu 6 senede. Evet bazen istemesem de, sabrımın sınırlarında dolaşmakta olan bebelerime cırladığım da oluyor. Bazen ekran saatlerinin sınırlarını aştığımız da oluyor. Evin her tarafının düzenden, temizlikten çooook uzak olduğu günler -evet bugünlerimiz diğerlerinden çok daha fazla- oluyor. Çoğu zaman bu kaosun tam ortasında, hormonlarımın bana verdiği yetkiye dayanarak salya sümük ağladığım ve olmak istediğim yerin, bu dağınıklıktan, Gürültüden başka bir yer olduğunu düşündüğüm çok oldu ve oluyor. 

Mesela beyaz kıyafet giyenleri kıskandığım bir gerçek. Bu 6 yılda başka bir çok hatalarım oldu ve ben hiçbir dakika mükemmel  değildim, olmadım. Anneliğimin tartışılacak çok yanı var. Düzeltebildiğim kadarını, düzeltmeye çalışıyorum. Ama bu benim. 

Bana bunları öğretmeye ilk Başlayan Odelia oldu. Küçücük şeylere üzüldüm, küçücük şeylerde Dünya’nın en mutlu insani oldum. Bir kahkaha sesi tüm üzüntümü alıp götürdü. Küçücük bir elin yüzüme değmesi bana Polyanna’ya bakış açımı değiştirdi.

Mükemmel olmayan 6 koca sene, her defasında beni bağışlayan Odelia. Bu 6 sene önce hayatimın en iyi senelerine açılmış bir yelken oldu. Sadece bir başlangıç.

Iyi ki doğdun ilk bebeğim! Iyiki 6 sene önce kollarıma geldin… Nice nice mükemmel olmayan ama mutlu olduğumuz senelere. Hepimiz seni çok ama çok seviyoruz.

Yarı Zamanlı Tuvalet Eğitimi

Attachment-1 (2)

Daha önce bahsetmiştim. Bizim Abbey kız, tuvalet eğitimi için kendisine en iyi zamanı seçmiş diye. Evet ben her ne kadar da hazır olmasam bile, bu onun eğitimi ve bu onun için en uygun zaman. Her üç çocuğumda da bu hep böyle oldu. Ben arada yaptığım (çoğu zaman) gibi bazen benim zamanımı çocuklara adapte etmeye çalıştım. Bu tuvalet eğitiminde de aynısı oldu. Sonuç mu?

Elimde bez, önümde kova çocukların gittiği odaları izlerinden takip eder olup, o izleri tek tek temizlemek ve sonunda pes etmek oldu. Çünkü bu çocuklar için uygun zaman değildi.

Çocuklarınızı gözlemlediğiniz zaman, göreceksiniz ki çocuklar kendi çaplarında size zaten mesaj yolluyorlar. Bu evrene yollanan mesajlar gibi değil. Daha basit oluyorlar. Sadece gözlemlemek ve uygulamak kalıyor bize.

Çiş, kaka gibi basit ama hayati mesajlar çoğunlukla. En azından benim çocuklar öyle mesajlar verdiler.

Ödül yöntemini kullanmıyoruz biz. Zaten pek de bir işe yaramıyor hani. Bizim ki daha basit oluyor. Bir adet lazımlığımız, çocuğa çişi yada kakası geldiğinde oraya nasıl oturacağını anlatıyorum. Tabi bunu tatbikata da dönüştürüyoruz. Bazen karşısında maymun da oluyoruz. Olsun. O bu büyük adımı atsın da, biz tüm hayvanlar alemi olmaya da razıyız.

Her yarım saatte çişi yada kakası olup olmadığını sorup, hatırlatmakta yarar var. Çoğu zaman bunun cevabı olumlu oluyor ve siz her lazımlığa denk gelen çiş için kendinizle ve çocuğunuzla gurur duyuyorsunuz. Hatta çığlık çığlığa ilk çişi kutluyorsunuz bile. En azından ben fazla reaksiyon gösterdiğim için öyle yapıyorum. Her çiş beni bir bezden kurtarıyor. Her bezden tasarruf ta, aile bütçesine ciddi bir artı olarak geri dönüyor.

Çocuk çişini yada kakasını yaptıktan sonra tuvalet kağıdıyla tanıştırıyorsunuz. Çok hoşuna gidiyor Abbey’nin. Büyük bir merasimle lazımlığı klozete döküp, şifonu çekerken “güle güle” seanslarımız da en sevdiklerimiz arasında.

Bizim olmazsa olmazlarımız yani.

Yalnız bunun püf noktası var. Bu tuvalet eğitimini tamamlayana kadar çocukları kızdırmamaya bakın. Yoksa bizim Abbey’nin yaptığı gibi, gözünüze baka baka halınızın ortasına işeyiveriyorlar.

Demedi demeyin.

Biz hala yarı zamanlıyız. Yani geceleri hala bez kullananlardanız. Şu anda yorgan, çarşaf yıkama törenleri için çok yorgunum. Ama dört numara doğar doğmaz, yarı zamandan tam zamana doğru bir geçiş çalışmalarımız olacak. Burada da yazacağım.

Demem o ki, çocuğunuz için en uygun zamanı seçsin.

Haftada Bir Hamburger

  
Biz bazı yemekleri aile geleneği haline getirmeyi seviyoruz. Bazı yemekleri, her hafta aynı gün yemek gibi. Tabi ki misafir yoksa o gün. Çocukların sevdiği bir yemekse bir de, o günü iple çekiyor çocuklar.

Malum çok seçici oluyorlar. Benim iki büyüklük öyle. Biri peynir yemez, diğeri bayılır. Biri et sevmez, diğeri hergün yese bıkmaz. Biri brokoli aşığıdır, diğeri dokunmaz bile. Beş parmağın beşi bir olmuyor. Dolayısıyla çocuklar da öyle.

Tüm çocukların ortak sevdikleri yemekler de vardır mesela. Pizza, hamburger bunların BAŞINDA gelir. E malum dışarıda yemek hem çok masraflı (bizim gibi kalabalık bir aileyseniz özellikle), hem de insanın içine sinmeyen bir çok faktörle karşı karşıya kalıyorsunuz. Çocuklar da hamburgeri çok seviyorlar. Ne yapmalı diye düşünürken, biz bulduk çareyi. Hem daha ucuz, hem içimiz rahat, hem de çocuklarla daha iyi zaman geçirme şansımız var. Yani hem baba mutlu, hem anne mutlu, hem de çocuklar. Bir taşla 5 kuş yani.

Biz Cuma akşamları kendi hamburgerimizi kendimiz yapıyoruz.

Malzemeler

Yarim kilo kıyma ( siz daha az da kullanabilirsiniz. Bizim sayımız malum)

Karabiber 

Galeta yada tam buğday unu

Tuz

Soğan (rendelenmiş)

Sarımsak

Papatya ekmek yada Hamburger ekmeği

Marul

Domates

Salatalık

Yapılışı

Köfteyi hazırlayın

Kızartmak yerine tost makinesini tercih ettik biz. 3’er dakika her bir yüzeyi olacak şekilde pişirdik. Toplamda 6 dakika.

Birkaç ufak insanı size yardım etmesi için yanınıza çağırın. Bende üç küçük insan olduğu için biraz daha kısa sürdü yapması. Mutfağı toplamasını hiiiç sormayın.

JJ marulları, domatesleri ve salatalıkları yıkadı.

Odelia domatesleri ve salatalıkları kesti. Tabi ki benim gözetimim altında.

Abbey de ekmekleri ikiye ayırdı.

Tam takım çalışması yani. Sonra kendi hamburgerlerini kendileri yaptılar. Hem kendileriyle gurur duydular, hem öğrendiler, hem de ikişer tane Hamburger yediler. 

Herşeyin bir çözümü, bir yolu var. Haftada bir defa hamburger yemenin yolu da bizim için bu.

Afiyet olsun!