4 Çocukla, 22 Saat trende Nasıl Kalınır?

Haziran’da Yunanistan yolcusuyuz. O yüzden de malumunuz vize işlemleriyle uğraşıp duruyoruz. Çünkü beyaz yakalı değiliz. Hatta kusmuklu yakalardan daha yenice terfi ettim ben. Artık sarıldığınızda kusmuk değil de az da olsa parfüm, sabun vb şeyler kokabiliyorum.

Neyse, Yunanistan vizesine başvurmak için Ankara yollarına vurmamız gerekti kendimizi. Normal şartlarda 12 yaşındaki emektarımız stareximiz ile gidiyoruz ama, her Ankara yolculuğunda tam da Şereflikoçhisar civarlarında arabamıza bir haller oluyor. Tabiki de dizele gele zamlar da cabası olduğu için çok fazla bütçe dışı haline geldi. Uçak da aynı olunca daha ucuz toplu taşıma araçlarını araştırmaya başladık. Derken Güney Ekspresinin düşük bütçesi, Leyla’nın Mecnunu etkilediği gibi etkiledi.

Hemen 4 yataklı kompartıman için bilet aldık. Yemek işini abartıp.bir çanta dolusu yolluk da hazırladım. Yoksa 4 çocuk, 22 saat boyunca beni kemirirdi.

Yolculuğumuz için sadece iki çanta hazırladık. Bir tanesi yollukla doluydu, diğer çanta da herkese üçer tane kıyafetle doluydu.

Bebek arabasını taşımak için ekstradan ellerimiz olmadığı ve toplu taşımayı kullanacağımı da göz önünde bulundurunca canımız kangurumuz yine iş başındaydı.

Çocuklarla nasıl olur diye kuşku içinde olsak da, çok çok iyi geçti. Temiz çarşaflar TCDD tarafından sağlandı. Yemek vagonundan çay, kahve, yemek bulabildik.

Çocuklar bayıldılar. Ranza şeklindeki yataklar, cam kenarında şahit olduğumuz muhteşem görüntü de cabası.

Ailecek bol bol konuşmalı, muhteşem bir zaman geçirdik.

Tek kusuru, yolcuların yasaklara uymayıp fosur fosur sigara içtiği zamanlardı.

Gelelim merak edilen soruya ; 6 kişi 4 yataklı kompartımana nasıl sığdık?

Odelia ve JJ üst ranzalarda yattılar. O kadar çok yoruldular ki, 8:30 uyudular.

Alt ranzalarda ise David ve Abbey bir yatakta, benle Meera ayrı bir yatakta yattık ve sabaha kadar rahat bir şekilde uyuduk.

Şiddetle tavsiye ediyoruz tren yolculuklarını.

Hem ucuz, hem rahat, hem eğlenceli bir zaman geçiriyorsunuz.

Hedef varınca da Ankara simidi ile çayının dibine vurduk.

En kısa zaman da youtube videosu gelecek, Ankara yolculuğumuzla ilgili. Şayet yarın yine David ve Meera ile Ankara’ya gitmemiz lazım.

4 çocukla 30 saatten fazla yollarda

Uzun bir yolculuk yaptik. Ciddi bir şekilde uzun. 30 saatten fazla bir yolculuktu. Daha kısa olabilirdi bu yolculuk ama ödediğimiz paranın 3 katını falan ödemek zorunda kalırdık. Bu da 6 kişilik ailemizi bayağı bir zorlardı. Bizim için önemli olan şeylerden birisi harcayabildiğimiz kadar az harcamak. Böylece daha fazla yollarda olup, daha fazla yer görebiliriz. Bu bizim tercihimiz. Sponsorumuz olmadığı için ve ne kadar yerleşik hayata geçmeye çalışsak da yolların bizi çağırdığını hissettiğimiz için en uygun seçenekleri bulmaya çalışıyoruz. 
Mardin’den uçak biletleri bayağı bir pahalı olduğu için, Diyarbakırdan bilet aldık. Öyle 100 liralık bir fark değildi. En az 600 liralık bir farktı. Diyarbakır havaalanındaki güvenlik çocuklara karşı pek kibar olmasa da sağsalim Sabiha Gökçen’e vardık.

4 saat bekledikten sonra Dubai’ye giden uçağa bindik. 4 saat zor geçmedi çünkü bizim gibi yollara alışık bir.arkadaş bile bulduk.

Çok ucuz bir havayollarıyla uçtuğumuz için ikram falan ücretliydi. Su bile. 2 den 8’e kadar uçtuğumuz için zaten hepimiz uyuduk uçakta. 12 saatlik  bir bekleme sürecimiz ve havaalanları ateş pahası olduğu için annem dızmana yapmıştı yolluk bizim için. Ah canım annem, o kadar işe yaradı ki, dızmanaların hepsi bitti. 

Zaten yorgun gezginler saat 10’a kadar uyudu havaalanında. O kadar alışıklar ki, koltuklarda bile gayet rahat uyudular.

Dubai havaalanı zannettiğimiz kadar pahalı değilmiş aslında. Tabiki büyük yemek zincirleri vardı. Mcdonalds ve Kfc gibi gerçek yemek olmayan yemek zincirleri.

Biz köri dünyasına gittiğimiz için çocuklarında isteği üzerine bombay express diye bir yere gittik. Expressi tamamen sallıyor olabilirim çünkü hatırlamıyorum. Ama iki kişilik bir yemekle 6 kişi doyduk.

Iki tabak biryani, bir tabak meksika fasülyesi, bir de tavuk köri.  Bayağı sevdik biz bu yemekleri. Bir dd makinelerden 3 er bardak kahve içtik mi, 12 saat vız geldi, tırıs geçti bizim için. Havaalani çalışanları için bilmiyorum durumu. Bizim bebeler her yerdeydi çünkü.

Üçüncü uçağımıza da sağ salim bindikten sonra sabaha karşı 4’te Sri lanka’daydık. Serin bir hava beklerken, nemli yapış yapış hava ve David’in kuzenlerinden biri bizi karşıladı. 1 saatlik araba yolculuğundan sonra eve vardık. Iki gün kaldık. Çok eğlenceliydi bizim için bir çok diğer kuzenler ve aileleriyle taniştık. Sahile yakin olduğu için daha da eğlenceliydi.

Tabiki legosuz olmaz dedi JJ oğlan ve sürekli bir poşet legoyu beraberinde. 

Şimdi kuzeyindeyiz ülkenin. O da başka bir macera. Fazla internet bulamadığım için çabuk çabuk instagram gönderileri paylaşıyorum.

İsterseniz oradan da takip edebilirsiniz.

@globetrottersontheroad

@tubaddavid

Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz…

Sri Lanka’ya son 6 gün kaldı. Uygun uçak bileti bulduk 6 mız için. Uzun bir aktarması olacak. 12 saat falan. Ama toplamda 24 saat falan sürecek İstanbul’dan yolculuğumuz. 

Kağıt, kalem, boya, kitap yeterli olacak 3 büyük çocuğu oyalamaya. Meera’yı oyalayacak en önemli şey meme. O da mevcut zaten. 

Bu sefer bol bol denize girmeyi, dili öğrenmeyi, bol bol gezmeyi, yazmayı ve fotoğraf çekme gibi beni gerçek kimliğimle özdeştirecek şeyleri yapmayı istiyor ve planlıyorum. Tabiki bunları 6 kişilik yapmayı da unutmuyorum.

Bu sene belki iki motor kiralamayı düşünüyoruz. Hem bisikletten sonra en ucuz ulaşım aracı, hem de hep çok isteyip de her zaman ertelediğim şey motor. 

Bu sefer ki çocuklarla eğlenmek ilk hedefim olacak. Hiç kimseye yaranmak için uğraşmayacağım. (Geleneksel bir ailesi var David’in). 

Bol bol yemek resmiydi, okyanus resmiydi falan yükleyeceğim. Bu sefer yerli şeyler daha fazla olacak.  

Dara Antik Kent

  
Geçen hafta, Dara Antik Kent’te idik. Hazır Mardin’de yaşıyorken buraların güzel yerlerini de görelim dedik. Evet biz gezmeden duramayan bir aileyiz. İnsanın içine işleyince çıkamıyor bir türlü bu Gezginlik Kanı. Hatta boşu boşuna bu kadar kira verdiğimizi düşünmüyoruz dersem yalan olur.

   
 Neyse biraz da Daradan bahsedelim. Darius krallığı varmış oralarda. Hatta Güneydoğu’nun Efes’i olarak adlandırılırmış buralar. Mardin’in güneyinde 30 km uzaklıktaki Oğuz köyünde bulunmakta. Bu arada Dara Antik Kent Dünya’nın ilk su barajı olduğuna inanılıyormuş. Ben okuduklarımın yalancısıyım. İçeride insan kemikleri de var. Ben göremedim orası ayrı bir konu. Abbey kızı çişe götürdüm o an. Mezarlıklara işetçek halim yoktu.

   
  Oraya giderken yanınıza su almayı ve şapkayı unutmayın. Bir de güneş kremi götürün… 

Bir de bebek arabası getirme gibi bir zahmette bulunmayın. Şayet zorlanırsın. Bebelerinizi giyin de gidin. 

   

  
 

Akvaryumda Bir Gün…

  
Evde eğitim yaptığımız için istediğimiz her hangi bir gün plan yapma özgürlüğüne sahibiz. Evde eğitimin avantajlarından birisi. Bugün balıklar hakkında öğrenmek için   İstanbul akvaryum a gitmeye karar verdik. Hem balıklar hakkında öğrenip, hem de ailece zaman geçirmek için harika bir yer. Sadece aile paketini aldık. Abbey kız hala iki Yaşında olmadığı için bedavaya girdi. Iyi bir fırsattı bizim için.

  
Çocuklar çok eğlendiler. Aynı zamanda da çok öğrendiler. Mesela Antartika’da hangi balık türleri, Cebelitarık Boğaz’ında hangi türlerin yaşadığını öğrenmeye çalıştılar. Öğrenmeye çalıştılar çünkü çok fazla balık türü vardı.

  
JJ köpekbalıklarına hayran kaldı! Ne zaman köpekbalığı görse uzun uzun seyredaldı. 

  
Benim hayranlıkla izlediklerim ise deniz yıldızları oldu. Baksanıza bunların tatlılığına! Haksız miyim ama?!?

  
Onu, bunu bilmem de en taktir ettiğim canlı ise deniz atları! Neden mi?!? Bebekleri erkek deniz atları taşıyorlar. Yani dişi değilde erkek hamile kalıyor! Özellikle içerdeki dört numaranın sabah saat 5’te harekete geçip, uyuyamadığımı göz önüne alırsak bayağıda bir kıskanıyorum deniz atlarını!

Yeni maceralara Demir atmadan önce tavsiye ettiğiniz etkinlik alanları var mı Istanbul ‘da?!? “Ailecek gidip, görüp, yazmalısın” dediğiniz!!!

Harikalar Diyarı Kandy

Son bir günü Kandy’e giderek değerlendirelim dedik. Ben ve Odelia yolda çok hastalandık! O yüzden pek tadını çıkaramadık. Ama doğasını görünce çok hoşumuza gitti! Bir daha ki sefere Çadır alıp kamp yapma niyetindeyiz! Bakalım ne zamana nasip olur bu isteğimiz! Ama sırf Kandy’i görmeniz için Sri Lanka’ya gitmenizi öneririm! Gittiğinizde de botanik parkını ziyaret etmeden geri dönmeyin! Fotoğraflar aşağıda! 

   
    
    
    
    
    
    
   

 Sri Lanka’da Son günlerimiz

  

 

Bir Colombo, bir Jaffna hakkında yazayım dedim ki haksızlık olmasın bu güzel şehre. Eşim buralı olduğu için çoğu zamanımız burada geçti. Burası gerçekten güzel bir şehir olmasına rağmen değerini bilen pek yok! Mesela kumsalları o kadar güzel ki, orada aylarca kalabilirim. Ama bomboş olması beni bir o kadar şaşırttı, bir o kadar da üzdü. 

  
İnsanların hayatları sadece iş, okul ve Tapınak arasında geçiyor. 

 
Biz üç kalmayı planlarken kayınvalidem ve sürekli hastalık unsurları iki ayın gayet de yeterli olacağını hatırlatması gereğiyle 9 gün sonra dönüyoruz!  

Bebelerin her tarafının yara bere olması da işin cabası. Alerji diye düşünüyoruz. 

Buradayken fazla internet kullanamıyoruz. Adsl var internet var amma ve lakin adslin kapalı Olması gerektiğini savunan MBA okumuş bir de görümce var! 

 
Bu tatilde (hmm ne kadar tatil olduğu konusunda şüphelerim var) öğrendiğim bir çok ders var.

  1. Kayınvalideymiş, akrabaymış bunlarla yaşama gibi bir şey söz konusu bile OLAMAZ!
  2. Kimse için hiçbir şeyimi değiştirmeme gerek yok. Şayet kimseyi mutlu edemiyorsun!

  3. Kendim mutlu değilsem, çocuklarımı da çevremdekileri de mutlu edemiyorum.

  4. Saçlarımı Colombo’ya gider gitmez ilk işim kestirmek. Zaten istiyordum. Bitlenince mecbur kalıyorum.

  5. Yanında her zaman bit ilacı taşı.

  6. Bir bavul oyuncak getirmeye gerek yok.

  7. Yanında kendin için bir iki kitap taşımayı asla unutma.

  8. Her kötü işin bir getirisi var. Mesela roman yazmaya başladım. Bir ay içinde bitmesini umuyorum. Bir de basacak yayınevi buldu mu keyfime diyecek yok.

Bizi takip etmeye devam edin! Şayet memlekette bol bol yazacağım, resimler koyacağım. 

Colombo 1. Bölüm.

DSC_0160

Colombo! Jaffna’dan sonra bize çok iyi gelen bir şehir. Colombo Sri Lanka’nın başkenti ve bu a ünvanı da adının hakkıyla veren bir yer.

Biz doğallık, yeşillikten yana olduğumuz için Jaffna çok iyi bizim için. Şayet Colombo çok çok farklı! Fazla yeşillik yok. Büyük mağazaları var. Orada yaşayanların çoğu İngilizce’de biliyor. Bu yüzden eşim olmadan da çoğu işimi halledebildim. Özellikle Petta’ya yakın up uzun bir sahili var. Dolayısıyla bu sahil çok da kalabalık oluyor. Çocuklarla yapacak çok aktivite var Colombo’da.

Yemekleri burada da çok acı. Hatta öyle ki tüm Sri Lanka’daki küçük çocuklar bizim Adana kebapı yeteri kadar acı değil bu diye beğenip yemezler. Biz bir lokma yemek, bir koca bardak suyla idare ediyoruz. Sri LAnka’yı  ziyaret etmeyi düşünüyorsanız acıya hazırlıklı olun!

Mesela Jaffna’da pek sebze sevmezler. Genelde herşeyleri balık. Çok iyi, çok lezzetli ama bir noktadan sonra insan gerçekten de bıkıyor. Mesela ben Türkiye’ye döndüğüm zaman bir yıl balık görmek istemiyorum. Neredeyse 1,5 ay boyunca her gün iki öğün balık yiyince bu hale geliyor insan. Öyle ki Cuma günlerini dört gözle bekliyorum ben! Hindulara göre kutsal gün olan Cuma’da vejeteryan taklidi yapıp yumurta bile pişirmek yasak olunca, mecburen beğenmedikleri sebzeleri pişiriyorlar. Bu benim en sevdiğim gün. En azından biraz da olsa sebze yiyebilirim!

Colombo bunun tersi. Evet orada da balık yiyorlar ama buradaki kadar değil. Mesela restorantlarda her gün farklı farklı sebze bulabilirsiniz. Ben vejeteryan değilim ama sebze yemeğe bayılıyorum. Belki de Türkiye’deki et ve balık fiyatlarından bu alışkanlığı kazandım ama şimdi tadını çıkartıyorum sebzelerin. Yemek konusunda çeşitlilik fazlasıyla var Colombo’da.

DSC_0086

Meyve çeşitliliği de Jaffna’dan daha fazla. Mesela çocukların en çok sevdiği bu Yıldız Meyve (Star Fruit)! Öyle ki bir kilosunu, bir oturuşta bitirdiler. Evet ben de izin verdim çünkü Jaffna’da fazla meyve de yok. Yetiştirme imkanı çok daha fazla. Ama çoğunlukla Hindistan Cevizi, Mango ve Wood Apple yetiştiriyorlar. Biraz da tembellik herhalde. Çünkü bu kadar alan olmasına rağmen kendi sebzelerini, yeşilliklerini yetiştiren yok.

DSC_0118

Bizim çocuklar Colombo’yu daha çok sevdiler. Belki de her gün farklı bir şeyler yaptığımız içindir.

DSC_0131 Mesela haftaya tekrar Colombo’ya gideceğiz. Bu sefer Kandy ve başka bir kaç yeri daha ziyaret edeceğiz. Bu arada Colombo gezimiz sadece bu resimlerle sınırlı değil. En az 2 post daha çıkar. Onları da Pazartesi falan paylaşacağım.

Ama son iki sözüm şunlar: Colombo ziyaret edilmesi olmazsa olmazlardan bir yer.

İkincisi ise bizim gibi küçük bebeleriniz varsa babywearing (kangurusuz) yapamayacağınız bir yer. Bizim gibi unutup sonradan pişman olmayın. Bu sefer bizim bavula koyacağımız ilk şey Kanguru olacak!