Zamanı Mı Şimdi?

  
Buralar çok yoğun. Biraz sakinleşmeye çalışıyoruz ama 4 Numaralı fasülye için hazırlıklar yapılırken bayağı da bir iş çıkıyor. 

Bir çok küçük insan çamaşırları yıkamak başlı başına tam zamanlı bir iş zaten. Onları ütülemek de cabası işin. 4 Numaralı fasülyenin kıyafetlerinden bahsediyorum tabiki. Diğerlerini ütülemeye kalkarsak ütünün başından kalkamam zaten. 

Kıyafetlerin çoğu yıkandı, ütülendi, hastane çantası hazırlandı. Bebek yatağı yeniden monte edildi. Çocuklarla bebek hakkında tekrar ve tekrar konuşuldu. Buraya kadar herşey iyi. Yeni evimize neredeyse tamamen yerleşildi. Eksiklikler alındı. Bu arada da bir çok yalancı sancıyla başa çıkıldı ve tüm enerjim tükendi gibi. Ev okuluna inişli çıkışlı devam ediliyor. Tam bunların ortasında bilin bakalım başka ne oldu?

3 numaralı fasülye olan Abbey tuvalet eğitimine hazır olduğunu anlatmaya çalıştı ve anlamamaya çalışsam da Gözüme sokunca mecburen anlamak zorunda kaldım. 

Böylelikle eğlenceli (?) bir serüvene yelken açmış olduk.

  
Tuvalet Eğitiminde yaptığımız ve yapmadığımız yöntemleri bir sonraki yazıda açıklayacağım.

Bu yazının amacı biraz farklı. Zaman. Birçok şeyi erteliyoruz. Birçok plan yaparak yaşıyoruz. Ama hayat bizim planlarımıza göre pek gitmiyor. Özellikle çocuklarla. 

Bu tuvalet eğitimi bu yoğun zamanda hiç gündemimizde yoktu. Ama Abbey kız böyle düşünmemiş. 

Onların ihtiyaçlarını dinlemek en iyisi.

Zamanı mı şimdi Dediğimiz bir çok şeyin onlar için zamanı.

Aaa Ne Kadar Şımarıksın

  
Kendimizden küçüklerle konuşurken ne kadar da rahatız değil mi? Yaşıtlarımıza yada arkadaşlarımıza kullanamayacağımız çoğu kelimelere çocuklara çok kolayca söyleyebiliyoruz. Ister kendi çocuğumuz olsun, ister arkadaşlarımızın çocuklarına. Çocuktur anlamaz cümlesinin arkasına sığınıyoruz. Bahanemiz bu oluyor. Aslında bu cümlenin doğruluk payı yok desem size. Bu arkasına sığınılan bahanemizin gerçeklik payı yok.

Çocuklar herşeyi anlıyorlar

Ben çocuk psikolojisinde uzman değilim ama yakında 4 çocuk annesi Olacağım. Annelik tecrübesi diyelim bu konudaki düşünceme. 

Çocuklara sıfat takmak pek doğru gelmiyor bana. Özellikle şımarık, yaramaz, çirkin, kötü bunların en başında geliyor. Çocuklar bu sıfatlardan nefret ediyor. Ben de öyle. Malesef bir kaç Kişiyi uyarmak durumunda kaldım. Çocuklarıma, onların yanında böyle Sıfatları kullanmayın. Kendi çocuklarınıza da kullanmayın. Çocuklar bu sıfatların doğruluğuna o kadar çok inanıyorlar ki, artık bu sıfatlara yapışık yaşamaya başlıyorlar. 

Çocuktur anlamaz diyerek memleket meselelerini de konuşmayın yanlarında. Şayet ben bile duymaya dayanamıyorken, küçücük beyinlerinde canlananları bir düşünün. 

O yüzden çocuklara kullandığımız kelimeleri önce bir düşünüp tartalım. Dilin kemiği yoktur ama kelimeler atılan oklara benzer. Bir daha geriye alamayız. 

Yaşıtlarımıza, arkadaşlarımıza söyleyemeyeceğimiz sözleri, söylenmeyelim küçüklere. 

Yarının Büyükleri belki DÜNYAYI da memleketin gidiş hattını da değiştirir belki.

Sevgili Çekirdek Aileler

  
Oradan baktığınızda nasıl bir tablo çizdiğimizin az çok farkındayız. Bazen bize akli dengemizi kaybetmiş birisi gibi davranabilirsiniz. Yada doğum kontrol yöntemlerinden haberimiz olmadığını düşünmeniz çok ama çok normal. Çocuk sahibi olmadan önce ben de bunları düşünüyordum kalabalık aileler hakkında. Dışarıdan bakınca bile yoruluyor insan. Ama kalabalık aile olmanın çok güzel yanları var. Yanlış anlaşılmasın bu yazı, siz de çok çocuk yapın tarzında değil. Sadece biz çok çocukluların hakkında düşündüğünüz bazı şeylere açıklık getirmek için. Zaten her aile ve düşünceleri farklıdır. 

Ben ve eşim için çocuk bereket demektir. Çünkü evlenmeden gittiğim jinekolog rahmimin çok zayıf olduğunu ve büyük bir ihtimalle çocuğumun olamayacağını söyledikten sonra, 6 hafta içinde 6. çocuğumuzu kucağımıza alacağız. İkizlerimiz melek oldular. O yüzden 4. kucaklayacağımız bebeğimiz olacak.

Biz halimizden gayet memnunuz. Evet bazen zor zamanlarımız oluyor. Bazen çok yorgun oluyoruz. Bazen kendimi tuvalete bir dakikalığına da olsa kilitlemek istiyorum. Bazen tüm gün pijamalarla da geçiyor. Günün sonunda boynuna sarılan küçücük eller yetiyor, herşeyi unutmaya.

Çocuk sayımızı yada yaş aralıkları planlı değil. İkimizde çocukları seviyoruz. Dörtte bitiririz demişken, bu kararımızdan vazgeçtik.

Sosyalleşmem için zaman var. Şaşıracaksınız ama sosyalleşmem için zaman var. Yeni bir Şehirde olduğumuz için hiç arkadaşım yok henüz ama zamanla olacak.

Planlarla herşey çok daha kolay.

Şu saate şu gibi bir plsnım olmasa da, günlük planlarım var. Uymaya çalışıyoruz. Bazı şeyleri rutinleştirince kontrol sizin elinizde oluyor.

Eşimle zaman geçirebiliyorum. Çocukları 8’de yatırıyoruz. Geriye kalan zaman bizim. Ister film seyrediyoruz. İster konuşuyoruz Çay eşliğinde.

Kendime ayıracak zamanımda var. Inanması çok zor ama doğru. Bazen sırf kendimi iyi hissetmek için makyaj yaptığım oluyor. Günlük belli bir makyaj Ölçüm var. Göbeğim 5 dakika önümden gitsede, kendimi iyi hissettiriyor. 

Evet herkes çok çocukla yapamaz. Ama herkes de Başkasının yada toplumun standardıyla yaşayamaz. Çocuklardan birçok şey öğrendik. Onların birbirlerine olan bağlılığı bize daha da umut veriyor. Bazı şeyleri değiştirmek zorunda kalıyoruz. Mesela hayaller mini cooper iken şimdi Hyundai Starex  kullanıyorum. Düzenli bir ev isterken, legolara basmamak için sek sek oynadığım zamanlar oluyor. Bunları ve evimizdeki gürültüyü hiçbirşeye değişmem. 

Sevgili çekirdek aile benim tarafımda dünya bu şekilde dönüyor. Ne ben senin seçimlerini yargılayabilirim, ne sen benimkini. Ikimizde Farklılıklarımızla güzeliz.

Hazır mıyım?! 

  
33 haftalık olmama sadece iki gün var. Eğer kızım zamanında gelirse sadece 7 haftam var. 7 hafta sonra hayat bir kez daha değişecek benim için. Artık 4 tane çocuğum olacak. Hayat biraz daha meşgul olacak, biraz daha uykusuz kalacağım. Emzirmeye tekrar başlayacağım. Küçük kızımı öpüp, yeni bebek kokusunu içime çekeceğim. Bazen balataları sıyırmaya az kalacak, bazen bir dakika yalnız kalabilmek için kendimi tuvalete kilitleyeceğim. Tabiki 30 saniye sonra bebelerden birisi ‘anneeeeee’ diye o bir dakikalık saadeti de bozacak. Peki bütün bunların hepsine değer mi?

Bütün gün çocuk aktiviteleri yapıp, Saçma sapan çocuk şarkıları dinlemeye, kendi yaşıtlarımla konuşmayı özlemeye -hatta yetişkinlerle nasıl Konuşulduğunu unutmaya- değer mi?

Evet. Değer! Belki çok klasik olacak ama onların bir gülümsemesi, kahkahaları, sarılmaları herşeye değer.

Ben hazır mıyım? Bunun cevabını bilmiyorum. Kızımı kucağıma alana kadar da bilmeyeceğim. Hazır olsam da, olmasam da zaman geliyor. 

Zaman geliyor, kendimi de diğer çocuklarımı da hazırlamam gerekiyor yeni bir bireye, yeni bebeğe. Hep beraber öğreneceğiz adapte olmayı. 

Hayat zaten her dakika Öğrenerek geçmiyor mu? Biz de Öğrenmeye devam edeceğiz. Tek farkla; daha kalabalık olarak…

4 Çocukla Bir Ay Alışverişsiz Yaşamak Mümkün mü?

  
4 Numaralı bebeğimiz hala gelmedi. Zaten daha 8 hafta var. Bu 8 hafta içinde istediği zaman gelebilir.

Yeni bir bebek, yeni masraflar demek çoğu kişi için. Bizdeki durum biraz farklı. 

Şu anda İstanbul’dayız. Çocuklarımızın çoğu kıyafetleri, Kitapları, kişisel eşyaları burada. Ihtiyacımız olanları, yeni evimize götürmek için ayırıyoruz. Ve gelecek kızımız için hiç bir eşyaya ihtiyacımız olmayacak. Satın almamız gereken HİÇ BİRŞEY yok. Bez hariç. Kumaş bezlerimiz var. Gerekli olur diye tek kullanımlık bez almamız lazım.

Odelia için gerekli kıyafetleri facebooktan ikinci el satan gruplardan temin ettim. JJ için de aynı şekilde. Abbey’nin kıyafetleri Odelia’dan kalanlar.

Hamilelik döneminde benim birkaç şeye ihtiyacım olmuştu ve bunları yine aynı gruplardan çok uygun fiyata temin ettim.

Aktivite, ev okulu ve gıda harici ürünleri pek almamaya karar verdik bu yıl. Önümüze bir yıllık bir plan çizmek yerine, aylık olarak bir plan yapacağız. Böylece hedeflerimize ulaşmak için daha gerçekçi bir çizelge izleyeceğiz. Bu bir hafta çizimlerimle ilgili almam gereken bazı gereçler var. Onları temin ettikten sonra başlayacağız bu döneme.

Çocuklarla alışverişsiz bir ay yaşamak, yada harcamalarınızı en aza indirgemek gerçekten mümkün.

1. Olmasa da olur!

Evet! Bir çok harcamalar olmasa da olurlardan. Bunların hangileri olduğuna ailece karar verin. Olmasa da olur uygulamasına başlayın.

2. Onarın!

Kıyafetlerin söküklerini daha fazla dikin. Atmak yerine, yenisini almak yerine onarın. Ayakkabılar da aynı şekilde.

3. İkinci El Kullanın

Ikinci el eşya kullanmak ayıp yada günah değil. Çok çok uygun fiyatlara, sizin ihtiyacınız olan eşyaları bulabilirsiniz. Facebook’ta birçok grup var bununla ilgili. Güvenilir grupları bulup alışverişe başlayabilirsiniz. Bizim çok kullandığımız bir Yöntem bu. 4. bebeğimiz için en çok gerekli olan araba koltuğunu çok uygun bir fiyata aldık.

4. Tüketmek Yerine Üretin!

Tüketici olmak yerine daha fazla üretin. Hem masrafları bayağı bir azaltmış olursunuz, hem de üretmenin vermiş olduğu mutluluğa ulaşırsınız.

Bizim başlı başına yaptığımız uygulamalar bunlar. Umarım hepinize bir şekilde yararlı olur.

Sanat Dolu Bir Yıl

  
Mutlu yıllar!!! Hepiniz için harika bir yıl Olmasını diliyorum.

Ben birçok hedefle girdim 2016’ya. Daha fazla sanatla uğraşmak gibi. Bunların BAŞINDA illustration, çocuk oyuncakları dikmek ve örgü geliyor. 

Yapmış olduğum portrelerin bir kısmı aşağıda. Kendi portresini çizdirmek isteyenler benimle rejoicingmama@aol.com  e posta adresinden iletişime geçebilirler. 25₺ bir portre. 

   
    
   

Yeniyıl Beklentilerimiz

  
Herkes hunharca yeni yıl planları yapmakta. Onların heyecanını görünce, heyecanlanmamak mümkün değil. Bizim üç artı bir çocukla yapacağımız pek birşey yok. Evde takılacağız öylece…

Geçen yıl bayağı bir macera yaşadık. İyi günlerimizde oldu, çok kötü günlerimiz de. Çok güldüğümüz zamanlarda, sabaha kadar ağladığımız zamanlarda.

Mesela yepyeni bir şehire taşındık. Hiç yapmadığımız şeyleri yapmaya başladık. Süt sağmayı öğrendim mesela. Okulu denedik pek sevemedik. Çocuklar Sri Lanka’nın güzelliklerini de gördü, zorluklarını da. Çok güzel yerleri de gördük, olmamamız gereken yerleri de. 

Çocuklar yepyeni bir dil, kültür öğrenmeye başladılar. Diğer çocukların nasıl yaşadıklarına tanık oldular. Bir çok şehiri gördüler mesela. 

Ben iki canımı kaybettim mesela. Hiç yüzlerini görmediğim bebeklerimi deli gibi hala özlüyorum. Bu bana, anneliğime apayrı birşey kattı. 

Aynı anda başka şu anda karnımı tekmeleyen küçücük kızımın ayaklarını hissediyorum. 

2015’in bu son günleri zamanı ağırdan almam gerektiğini öğrenmekle geçiyor. 

  
Yeni yılda hedeflerim var. Öyle çok büyük hedefler değil. Kendimi kandırmaya da gerek yok zaten büyük hedeflerle. Yapınca mutlu olabileceğim türden hedefler bunlar. Çocuklar içinde yapmak istediğim şeyler var. Mesela Odelia’yı Mardin’de bir keman kursuna yollamak. JJ futbol oynamak istiyor. Onun için bir kurs bulmam lazım. Daha fazla birlikte kaliteli bir şeyler yapmak istiyoruz.

Ama bu 2016’da ailemle daha fazla mutlu olmak istiyorum. Kaygılardan, endişelerden uzak. Küçük şeylerle mutlu olmak istiyorum daha fazla.

Sizin hedefleriniz neler? Yeniyıldan beklentileriniz neler?

Yanındaki Özlem

  
 Şimdi İstanbul’dayız. Birkaç günlüğüne. Ama bu dönem en zor dönemlerden birisi. Yapacak birçok iş varken, hepimiz hastalandık. Abbey en çok hasta olan. Öyleki enerjisi, gücü herşeyi bitti. Bugün doktora götürdük ve Hamdolsun ki çok önemli birşey çıkmadı ama serum verdi doktor, Abbey kendisini toparlasın diye.

Bu dönemde Abbey çok hassaslaştı. Sadece etrafında beni istemeye başladı. Bu herşeyi daha da zorlaştırdı benim için. Öyleki Babasına aşık bir kız olan Abbey, David’in ve diğer iki büyüklüğün ona dokunmasını bile istemedi. 

Bu akşam ağlıyordu yine. Ne verdiysek olmadı. Susturamadık. ‘Yatmak ister misin?’ diye sorduğumda ‘evet’ dedi. Yatağa yatırdım. Yanına yatmamı işaret etti. Uzandım. Bebeğini Abbey’nin yanına koydum. Abbey bebeği olmadan uyumuyor. Bebeği kenara itti. Sonra ‘bebek, bebek’ demeye başladı. ‘Bebeğini yanına mı koyayım?’ diye sordum sabırlı olmaya çalışarak. ‘Hayır. Ben bebek’ dedi ve bana sarıldı. Sadece iki dakika sonra uyuyakaldı.

Güzel yüzüne baktım. Derin derin nefes alışını izledim. Biraz daha sarıldı boynuma küçücük elleriyle. O kadar sıcacıktı ki kolları, kalbimi ısıttı hemen. Sonra irkildim.

Bu dönemde bana o kadar bağlı olmasının nedeni beni özlediğiymiş. Aynı evin içindeki özlem. Onunla zaman geçirmemi sadece onunla ilgilenmemi istiyormuş. 

Bu hastalık bana bir çok şey öğretti. Herşeyi daha ağırdan almamı mesela.

Tek e tek zaman geçirmem gerektiğini öğrendim çocuklarla. 

Aynı evin içinde de özlenebiliyormuş insan.

Zaman çok hızlı akıp gidiyor. Zamanı durdurun. Bu gün bir daha geri gelmeyecek! 

Yarın Kar Yağmazsa?

  
Farkettiğiniz gibi ne zamandan beri sessizdik. Aslında bu zamanda ve hala bayağı yoğunuz. Yeni bir şehire taşınmak o kadar kolay olmuyor. Artık yerleşik hayata da geçmeye karar verdik. Artık medeniyetler şehri olan Mardin’deyiz. Hala yerleşmeye çalışıyoruz. Üç çocuk ve 27 haftalık hamilelikle hiç de kolay olmuyor. Aklınız varsa hamileyken taşınmayın derim. 

Dün sabah bembeyaz bir manzaraya uyandık! Bayağı bir sürprizdi bizim için. Çocuklar dışarıya çıkıp, karda oyun oynamak istediler. Çok kar yoktu kardan adam yapacak kadar, ama karda uzanabilir yada kar topu oynayabilirdik. Şapkalar, eldivenler, atkıların yeri hala sır olduğu için ve yapacak milyon tane iş olduğu için, haddim olmadan çocuklardan fedakarlık yapmalarını istedim, yarın zaten daha fazla kar yağar o zaman dışarıda oynarız diyerek! Dün akşam kar fırtınası vardı. Umutluyduk yani!

Onun yerine bir saat ara verip Noel ağacını kurduk beraber, büyük bir lütufmuş gibi davranarak! Sanki bir saatlik bizimle oyun oynama hakları yokmuş gibi!

  
Sabah bir kalktık ki ortalık günlük güneşlik! Dolayısıyla çocuklarda hayal kırıklığı oldu. Güzel bir kahvaltı hazırladım, kendimi affettirmek için! Ama pek işe yaramadı! Çünkü artık kar yoktu! Verdiğim sözü tutamadım, çocukların en doğal hakkını kendi işlerimiz Yüzünden erteledim. Oyun oynama Hakkı! 

Bir ders daha öğrenmiş oldum: işlerinizi bırakın! Işler için çok zaman var ama çocukların geçen bir günü bir daha gelmiyor. Hergün aynı gibi gözükse de öyle değil!!!

Bugün kar yağabilir! Şansınızı değerlendirin! 

Ya yarın kar yağmazsa?!?

Ya Geç Kalırsak?

  
Herkesin en az bir korkusu vardır ya şu hayattan benim de var. Benim birden fazla korkularım. Ama en büyük korkumu düşününce kalbim sıkışıyor, içim daralıyor ve neredeyse hiç nefes alamıyorum. 

Ben hayatın içinde kaybolmaktan korkuyorum. O kadar çok kolay ki, bazen farkında olmadan yapıveriyorum. Onca işin arasında, onca düşüncenin arasında, hayatın temposuna ayak uydurmaya çalışırken kayboluyorum. Yapmak istediklerim, hayallerim, yaptıklarımdan çok farklı oluyor. Bu sadece beni etkilemiyor. Üç küçük kalpte benimle birlikte kayboluyor bu ağır tempoda. Asıl beni kahreden bu. Kalbimi paramparça yapan, bu küçük kalplerin kırıldığını görmek.

Onlar o kadar nakiller ki, o kadar bencillikten uzaklar ki bazen kalplerinin acıdığını belli bile etmiyorlar. “Biz iyiyiz anne, başka zaman bu hikayeyi anlatırsın” dedikleri zamanlar çoğalmaya ve çoğu zaman bunu görmemeye başlamak asıl beni kıran.

Birlikte kurduğumuz bir çok hayal var bizim. Mesela bir gün bahçeli bir yerde oturup, kendi sebzemizi yiyeceğiz Odelia ile! Sadece sağlıklı şeyler olacak. 

JJ ile tavuklarımızı kovalayacak, yumurtaları toplayacağız. O tavuklardan birisini alıp bir yere oturacak, tavuğa saatlerce sarılacak. Sonra ağaçlara tırmanacak!

Abbey ile koyunlara sarılacağız. Kedileri sıkıca tutup öpeceğiz. 

Meyveleri, sebzeleri, zeytinleri toplayacağız birlikte. Ben Odelia’ya koyun sağmasını öğreteceğim mesela. Sonra hikayeler uyduracağız hep birlikte. Güleceğiz bu hikayelere. 

Sonra hayallerle dolu bu hikayeleri tamamlayacağım ki başka çocuklar da okusun, bizimle birlikte hayaller kursun diye.

Ya çok geç kalırsak bu hayallere?!? En çok Korktuğum şey de çocuklarımın bu hayallere gecikmesi