4 Çocuklu Olmak

  
Beklediğimiz küçük üyemiz artık aramıza katıldı. Martın 1’inden itibaren resmi olarak 4 çocukluyuz biz. Doğum beklediğimiz gibi olmadı ama ne farkeder ki? Ben Minicik kızıma kavuştum. Gerçekten de minicik. Sadece 2.550 gramdı kollarıma ilk aldığımda Meera Lidia’mı. 

Doğum hikayesi başka bir postta gelecek. Şayet uzun bir hikaye.

  
Bu alışma dönemi gayet güzel geçiyor. Ufak tefek sıkıntılarımız oluyor sezeryandan Kaynaklı olarak ama evimizdeki bu heyecan görülmeye değer. 

Herkesin sabah ilk yaptığı şey, gelip Meera’yı öpmek. Çocuklar Meera’ya, Meera onlara ayak uydurmayı yavaş yavaş öğrenecekler. Evimizdeki gürültü daha fazla arttı. Ama evimizdeki sevgi ve sevinç on katı arttı. Bu büyük aile olayı tam bize göre birşeymiş. 

4 çocuklu anne olmak, biraz daha farklıymış.

Beklemek mi Daha Zor? Yoksa…

  
Sabreden dermiş, muradına ermiş…

Bu her zaman geçerli değil. Ben tez canlıyım. Beklemek benim için gerçekten zor. Mesela David eve yarım saat geç gelince, kafamda kurarım, kurarım… Sonra da, acaba başına birşey mi geldi, şu mu oldu diye kâbuslara dalarım. 

Ama bu sefer ki mevzu biraz farklı. Odelia hariç diğer iki bebe, 3 ve 2 hafta geç doğdular. Şimdi neredeyse  39 haftalık olacağız. Önce içimdeki kızım, bayağı bir erken gelmeye kalktı. Sonra bir ara tekrar kapıyı çalıp, kaçtı. Ne zaman tamamen kollarımıza gelecek hiç bir fikrim yok.

Geçen kontrolümde yüzünü, yanaklarını ve burnunu gördüm. Siyah beyaz da olsa ciddi ciddi bir yüz. Elmacık kemiği hatlarıyla bile. Bu beni daha da heyecanlandırdı. Sabırsızlanmaya başladım. Acaba hangi gün bizim için, önemli bir gün olacak? Acaba nasıl emecek? Geceleri nasıl uyuyacak?. Diğer kardeşleri gibi güçlü karakterde mi olacak?  Inatçı mi olacak bu da? Gözlerinin Şekli nasıl olacak? Saçları hangi uzunlukta olacak? (Malum her bir bebeğimiz, bir öncekinden daha uzun saçlarla doğdu) Aklımda deli sorular var. 

Tekrar emzireceğim için çok heyecanlıyım. Tekrar bebeğimi slinglerle taşıyacağım için çok mutluyum. Tekrar ayak parmaklarımı görebileceğim için çok mutluyum. Tekrar dışarı çıkabileceğim için çok mutluyum. (Son 4 gün hiç çıkmadım, biraz rahatsız hissettiğimden dolayı.) 

Beklemek çok zor. Ama bazen diyorum ki, o kadar sabırsız olma. Eğri oturup, doğru konuşalım. Bebek bir kere çıktığında, o bebeği bir daha içeri koyamayacağız. Bazı günler bu fanteziyle yanıp tutuşacağız. Uykusuz geceler, gaz sorunları, başka bir çok sorun olacak. (Yazarın bu listeyi uzatmamadaki asıl amacı, yeni ebeveyn olacakların gözünü korkutmamak). 

E hal böyle olunca hangisi daha zor? Beklemek mi, kavuşmak mı? Hangisi daha zor bilmiyorum ama ben bir an önce kızımı kollarıma almak istiyorum. Bu isteğim biraz bencillikten de kaynaklanıyor olabilir ama hatice değil, netice önemli. 

Bu bekleyiş ne kadar Sürer bilmem… Ama o kadar uzun sürmeyeceği belli.

Son Sosis

  
Eğri oturup doğru konuşalım. Biraz özeleştiri yazısıdır bu. Uyarmadı demeyin sonra. Hepimizin ipin ucunu kaçırdığımız zamanlar mutlaka olmuştur. Arada pek sağlıklı olmayan yiyecekler içecekler kullandığım da oluyor. Maalesef. David sosis almıştı marketten. Şu en iyi marka olan Maret cinsinden. “A iyi marka zaten canım” deyip bahanem ve kalkanımı hazırlamıştım. İçim hem rahat, hem çok rahatsızdı. Doğal beslenmek isteyip, arada kaçamaklar yapan bir tiptim. Şu son zamanlarda bu kaçamaklar bayağı bir artmıştı. Belki de onca işin arasında işime geliyordu. Bilmiyorum. Kolay olduğu içinde sevinmiyorum diyemezdim. 

Ta ki bugüne kadar. Attan düşmüşe döndüm. Bizim çocukların egzaması artmaya başladı. Bayağı hassas ve kuru ciltleri. Hava faktörüne bağladım. Ama bu akşam çocuklar için o aldığımız meşhur sosisten yaptım. Çocuklar yediler. Buraya kadar herşey iyi. Ama gerçekte öyle değilmiş. Tabakları temizlerken tamamen farklı bir renk gördüm. Pembe lekeler. İçinde ne var bilmiyorum. Bakmaya da cesaretim yok açıkçası. Ama çocuklarıma verdiğim zararı anladım. 

Zararın neresinden dönülürse kârdır misali, David’le radikal bir karar aldık. O sosis bizim son sosisimizdi. Birkaç şeyi de tamamen çıkartmaya karar verdik hayatımızdan. 

Farklılıkları hep beraber göreceğiz.

Mükemmel Olmayan 6 Koca Sene

  
Ilkler hep başkadır. İlk öğretmenler, ilk arkadaşlar, ilk ev, ilk oyuncak ve ilk çocuk. Daha dün ne yediğimi hatırlayamayan ben, ilk öğretmenimin adını ve soyadını hiç unutmadım. O yüzden bu ilkler tezi benim için doğrudur.

Odelia. İlk bebeğim. Bana ‘annelik’ sıfatını veren ilk kişi. Bana insan vücudunun mükemmelliğinin farkındalığını gösteren ilk kişi. İlk gözbebeğimi kucağıma ilk kez almamın üzerinden koskoca 6 sene geçecek 5 Şubat günü. 6 koca sene.

Bu 6 sene bana birçok şey öğretti, birçok şey kattı. Ben bu 6 senenin her bir gününde mükemmellikten ne kadar uzak olunabilir diye deneyim ediniyorum. Birçok hatam oldu ve oluyor bu 6 senede. Evet bazen istemesem de, sabrımın sınırlarında dolaşmakta olan bebelerime cırladığım da oluyor. Bazen ekran saatlerinin sınırlarını aştığımız da oluyor. Evin her tarafının düzenden, temizlikten çooook uzak olduğu günler -evet bugünlerimiz diğerlerinden çok daha fazla- oluyor. Çoğu zaman bu kaosun tam ortasında, hormonlarımın bana verdiği yetkiye dayanarak salya sümük ağladığım ve olmak istediğim yerin, bu dağınıklıktan, Gürültüden başka bir yer olduğunu düşündüğüm çok oldu ve oluyor. 

Mesela beyaz kıyafet giyenleri kıskandığım bir gerçek. Bu 6 yılda başka bir çok hatalarım oldu ve ben hiçbir dakika mükemmel  değildim, olmadım. Anneliğimin tartışılacak çok yanı var. Düzeltebildiğim kadarını, düzeltmeye çalışıyorum. Ama bu benim. 

Bana bunları öğretmeye ilk Başlayan Odelia oldu. Küçücük şeylere üzüldüm, küçücük şeylerde Dünya’nın en mutlu insani oldum. Bir kahkaha sesi tüm üzüntümü alıp götürdü. Küçücük bir elin yüzüme değmesi bana Polyanna’ya bakış açımı değiştirdi.

Mükemmel olmayan 6 koca sene, her defasında beni bağışlayan Odelia. Bu 6 sene önce hayatimın en iyi senelerine açılmış bir yelken oldu. Sadece bir başlangıç.

Iyi ki doğdun ilk bebeğim! Iyiki 6 sene önce kollarıma geldin… Nice nice mükemmel olmayan ama mutlu olduğumuz senelere. Hepimiz seni çok ama çok seviyoruz.

Yarı Zamanlı Tuvalet Eğitimi

Attachment-1 (2)

Daha önce bahsetmiştim. Bizim Abbey kız, tuvalet eğitimi için kendisine en iyi zamanı seçmiş diye. Evet ben her ne kadar da hazır olmasam bile, bu onun eğitimi ve bu onun için en uygun zaman. Her üç çocuğumda da bu hep böyle oldu. Ben arada yaptığım (çoğu zaman) gibi bazen benim zamanımı çocuklara adapte etmeye çalıştım. Bu tuvalet eğitiminde de aynısı oldu. Sonuç mu?

Elimde bez, önümde kova çocukların gittiği odaları izlerinden takip eder olup, o izleri tek tek temizlemek ve sonunda pes etmek oldu. Çünkü bu çocuklar için uygun zaman değildi.

Çocuklarınızı gözlemlediğiniz zaman, göreceksiniz ki çocuklar kendi çaplarında size zaten mesaj yolluyorlar. Bu evrene yollanan mesajlar gibi değil. Daha basit oluyorlar. Sadece gözlemlemek ve uygulamak kalıyor bize.

Çiş, kaka gibi basit ama hayati mesajlar çoğunlukla. En azından benim çocuklar öyle mesajlar verdiler.

Ödül yöntemini kullanmıyoruz biz. Zaten pek de bir işe yaramıyor hani. Bizim ki daha basit oluyor. Bir adet lazımlığımız, çocuğa çişi yada kakası geldiğinde oraya nasıl oturacağını anlatıyorum. Tabi bunu tatbikata da dönüştürüyoruz. Bazen karşısında maymun da oluyoruz. Olsun. O bu büyük adımı atsın da, biz tüm hayvanlar alemi olmaya da razıyız.

Her yarım saatte çişi yada kakası olup olmadığını sorup, hatırlatmakta yarar var. Çoğu zaman bunun cevabı olumlu oluyor ve siz her lazımlığa denk gelen çiş için kendinizle ve çocuğunuzla gurur duyuyorsunuz. Hatta çığlık çığlığa ilk çişi kutluyorsunuz bile. En azından ben fazla reaksiyon gösterdiğim için öyle yapıyorum. Her çiş beni bir bezden kurtarıyor. Her bezden tasarruf ta, aile bütçesine ciddi bir artı olarak geri dönüyor.

Çocuk çişini yada kakasını yaptıktan sonra tuvalet kağıdıyla tanıştırıyorsunuz. Çok hoşuna gidiyor Abbey’nin. Büyük bir merasimle lazımlığı klozete döküp, şifonu çekerken “güle güle” seanslarımız da en sevdiklerimiz arasında.

Bizim olmazsa olmazlarımız yani.

Yalnız bunun püf noktası var. Bu tuvalet eğitimini tamamlayana kadar çocukları kızdırmamaya bakın. Yoksa bizim Abbey’nin yaptığı gibi, gözünüze baka baka halınızın ortasına işeyiveriyorlar.

Demedi demeyin.

Biz hala yarı zamanlıyız. Yani geceleri hala bez kullananlardanız. Şu anda yorgan, çarşaf yıkama törenleri için çok yorgunum. Ama dört numara doğar doğmaz, yarı zamandan tam zamana doğru bir geçiş çalışmalarımız olacak. Burada da yazacağım.

Demem o ki, çocuğunuz için en uygun zamanı seçsin.

Haftada Bir Hamburger

  
Biz bazı yemekleri aile geleneği haline getirmeyi seviyoruz. Bazı yemekleri, her hafta aynı gün yemek gibi. Tabi ki misafir yoksa o gün. Çocukların sevdiği bir yemekse bir de, o günü iple çekiyor çocuklar.

Malum çok seçici oluyorlar. Benim iki büyüklük öyle. Biri peynir yemez, diğeri bayılır. Biri et sevmez, diğeri hergün yese bıkmaz. Biri brokoli aşığıdır, diğeri dokunmaz bile. Beş parmağın beşi bir olmuyor. Dolayısıyla çocuklar da öyle.

Tüm çocukların ortak sevdikleri yemekler de vardır mesela. Pizza, hamburger bunların BAŞINDA gelir. E malum dışarıda yemek hem çok masraflı (bizim gibi kalabalık bir aileyseniz özellikle), hem de insanın içine sinmeyen bir çok faktörle karşı karşıya kalıyorsunuz. Çocuklar da hamburgeri çok seviyorlar. Ne yapmalı diye düşünürken, biz bulduk çareyi. Hem daha ucuz, hem içimiz rahat, hem de çocuklarla daha iyi zaman geçirme şansımız var. Yani hem baba mutlu, hem anne mutlu, hem de çocuklar. Bir taşla 5 kuş yani.

Biz Cuma akşamları kendi hamburgerimizi kendimiz yapıyoruz.

Malzemeler

Yarim kilo kıyma ( siz daha az da kullanabilirsiniz. Bizim sayımız malum)

Karabiber 

Galeta yada tam buğday unu

Tuz

Soğan (rendelenmiş)

Sarımsak

Papatya ekmek yada Hamburger ekmeği

Marul

Domates

Salatalık

Yapılışı

Köfteyi hazırlayın

Kızartmak yerine tost makinesini tercih ettik biz. 3’er dakika her bir yüzeyi olacak şekilde pişirdik. Toplamda 6 dakika.

Birkaç ufak insanı size yardım etmesi için yanınıza çağırın. Bende üç küçük insan olduğu için biraz daha kısa sürdü yapması. Mutfağı toplamasını hiiiç sormayın.

JJ marulları, domatesleri ve salatalıkları yıkadı.

Odelia domatesleri ve salatalıkları kesti. Tabi ki benim gözetimim altında.

Abbey de ekmekleri ikiye ayırdı.

Tam takım çalışması yani. Sonra kendi hamburgerlerini kendileri yaptılar. Hem kendileriyle gurur duydular, hem öğrendiler, hem de ikişer tane Hamburger yediler. 

Herşeyin bir çözümü, bir yolu var. Haftada bir defa hamburger yemenin yolu da bizim için bu.

Afiyet olsun!

Legolar Hakkındaki Gerçekler

  
Legolar… Birçok çocuk için vazgeçilmezler arasında. Özellikle hayal kurmayı ve birşeyler icat etmeyi seven çocukların olmazsa olmazı. Hem hayal güçlerini geliştirmekte, hem de motor becerilerini.  Bizim evde de çoğu evde olduğu gibi kopamadığımız bir ilişki var. Küçük çocuklar için olan büyük parçalar da büyük rağbetteydi evimizde. Ta ki o güne kadar.

  
Arabalar serisini ve kocaman bir uçak legosunu uygun bir fiyata ikinci el alana kadar… 

Daha üç ay önce 4 yaşına girmiş olan JJ oğlan, başka oyuncakların yüzüne bakmaz oldu. Evdeki masalardan bir tanesi sırf bu Legolara ayrıldı. Babayla daha fazla kaliteli zamanlar geçirilmeye başlandı. Babayla, çünkü annenin o küçücük parçalara ayıracak zamanı genelde olmuyor. Büyük Parça legolar görüyor benim işimi.

Neyse bu gözünü sevdiğim, canım legoların bayağı bir artısı oldu. 

1.

Oyalanmak isteyen bebelerin koyun önüne legoları, sonra izleyin ve görün. Sessiz olduklarında “hangi yaramazlık peşinde” diye endişelenmeye gerek yok. Lego tasarımlarıyla uğraşmaktan, evdeki tüm “sakıncalı ama çok cazip” yerleri tamamen unutuyorlar. 

2.

Küçücük kafalarının içindeki paha biçilemez hayalleri, kurguları az da olsa görebiliyorsunuz. Yetişkinlerin anlam ve Önem vermediği o hayal güçleri sayesinde, yepyeni icatlar çıkacaktır.

3.

Motor becerileri bayağı bir gelişecektir.

4. 

Daha hızlı düşünme becerilerini geliştireceklerdir. Neden sonuç ilişkisini daha hızlı kavrayabileceklerdir. 

5.

Evde eğitim konusunda birebirdir. Bir çok konu anlatımında kullanılabilir.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere. Üç madde de olumsuz Yönleri vardır.

1. 

Bağımlılık yapıyor. Kocam  bazen çocuklar uyurken de legoların başından ayrılmıyor. Bahanesi ise çocuklara öğretmek için becerilerini geliştiriyor. Ben de inandım 😂

2.

Dağınıklık. Küçük küçük parçalar. Toplaması da uzun Sürüyor tabi. Bizim bulduğumuz yöntem bir masanın üzerinde legoları yapmak ve ayrı ayrı poşetlerde tutmak. Böylece küçük parçalar da karışmayacak birbirine.

3.

Bu son ve en kötü yani legoların. Sakin ha sakın, bir legonun üzerine basmayın. Doğumla eş değer bir acısı bulunmakta. Hatta psikolog bir arkadaşım (Ceren bu sensin) acıları üçe ayırır.

  1. Bedensel acı

2.Ruhsal acı 

  1. Legonun üzerine bastığınız zaman ki acı.

Doğru Söze ne denir?!?

Yukarıdaki görüşler tamamen bir annenin görüşleridir. İsveç bilimadamlarının deney sonuçlarına dayanmamaktadır.

Ve kesinlikle Lego benim sponsorum falan değildir keşke olsaydı… Lego tr sorumluları duyarsınız umarım bunu.

Bunlar memnuniyet yazısıdır sadece.

Zamanı Mı Şimdi?

  
Buralar çok yoğun. Biraz sakinleşmeye çalışıyoruz ama 4 Numaralı fasülye için hazırlıklar yapılırken bayağı da bir iş çıkıyor. 

Bir çok küçük insan çamaşırları yıkamak başlı başına tam zamanlı bir iş zaten. Onları ütülemek de cabası işin. 4 Numaralı fasülyenin kıyafetlerinden bahsediyorum tabiki. Diğerlerini ütülemeye kalkarsak ütünün başından kalkamam zaten. 

Kıyafetlerin çoğu yıkandı, ütülendi, hastane çantası hazırlandı. Bebek yatağı yeniden monte edildi. Çocuklarla bebek hakkında tekrar ve tekrar konuşuldu. Buraya kadar herşey iyi. Yeni evimize neredeyse tamamen yerleşildi. Eksiklikler alındı. Bu arada da bir çok yalancı sancıyla başa çıkıldı ve tüm enerjim tükendi gibi. Ev okuluna inişli çıkışlı devam ediliyor. Tam bunların ortasında bilin bakalım başka ne oldu?

3 numaralı fasülye olan Abbey tuvalet eğitimine hazır olduğunu anlatmaya çalıştı ve anlamamaya çalışsam da Gözüme sokunca mecburen anlamak zorunda kaldım. 

Böylelikle eğlenceli (?) bir serüvene yelken açmış olduk.

  
Tuvalet Eğitiminde yaptığımız ve yapmadığımız yöntemleri bir sonraki yazıda açıklayacağım.

Bu yazının amacı biraz farklı. Zaman. Birçok şeyi erteliyoruz. Birçok plan yaparak yaşıyoruz. Ama hayat bizim planlarımıza göre pek gitmiyor. Özellikle çocuklarla. 

Bu tuvalet eğitimi bu yoğun zamanda hiç gündemimizde yoktu. Ama Abbey kız böyle düşünmemiş. 

Onların ihtiyaçlarını dinlemek en iyisi.

Zamanı mı şimdi Dediğimiz bir çok şeyin onlar için zamanı.

Aaa Ne Kadar Şımarıksın

  
Kendimizden küçüklerle konuşurken ne kadar da rahatız değil mi? Yaşıtlarımıza yada arkadaşlarımıza kullanamayacağımız çoğu kelimelere çocuklara çok kolayca söyleyebiliyoruz. Ister kendi çocuğumuz olsun, ister arkadaşlarımızın çocuklarına. Çocuktur anlamaz cümlesinin arkasına sığınıyoruz. Bahanemiz bu oluyor. Aslında bu cümlenin doğruluk payı yok desem size. Bu arkasına sığınılan bahanemizin gerçeklik payı yok.

Çocuklar herşeyi anlıyorlar

Ben çocuk psikolojisinde uzman değilim ama yakında 4 çocuk annesi Olacağım. Annelik tecrübesi diyelim bu konudaki düşünceme. 

Çocuklara sıfat takmak pek doğru gelmiyor bana. Özellikle şımarık, yaramaz, çirkin, kötü bunların en başında geliyor. Çocuklar bu sıfatlardan nefret ediyor. Ben de öyle. Malesef bir kaç Kişiyi uyarmak durumunda kaldım. Çocuklarıma, onların yanında böyle Sıfatları kullanmayın. Kendi çocuklarınıza da kullanmayın. Çocuklar bu sıfatların doğruluğuna o kadar çok inanıyorlar ki, artık bu sıfatlara yapışık yaşamaya başlıyorlar. 

Çocuktur anlamaz diyerek memleket meselelerini de konuşmayın yanlarında. Şayet ben bile duymaya dayanamıyorken, küçücük beyinlerinde canlananları bir düşünün. 

O yüzden çocuklara kullandığımız kelimeleri önce bir düşünüp tartalım. Dilin kemiği yoktur ama kelimeler atılan oklara benzer. Bir daha geriye alamayız. 

Yaşıtlarımıza, arkadaşlarımıza söyleyemeyeceğimiz sözleri, söylenmeyelim küçüklere. 

Yarının Büyükleri belki DÜNYAYI da memleketin gidiş hattını da değiştirir belki.

Sevgili Çekirdek Aileler

  
Oradan baktığınızda nasıl bir tablo çizdiğimizin az çok farkındayız. Bazen bize akli dengemizi kaybetmiş birisi gibi davranabilirsiniz. Yada doğum kontrol yöntemlerinden haberimiz olmadığını düşünmeniz çok ama çok normal. Çocuk sahibi olmadan önce ben de bunları düşünüyordum kalabalık aileler hakkında. Dışarıdan bakınca bile yoruluyor insan. Ama kalabalık aile olmanın çok güzel yanları var. Yanlış anlaşılmasın bu yazı, siz de çok çocuk yapın tarzında değil. Sadece biz çok çocukluların hakkında düşündüğünüz bazı şeylere açıklık getirmek için. Zaten her aile ve düşünceleri farklıdır. 

Ben ve eşim için çocuk bereket demektir. Çünkü evlenmeden gittiğim jinekolog rahmimin çok zayıf olduğunu ve büyük bir ihtimalle çocuğumun olamayacağını söyledikten sonra, 6 hafta içinde 6. çocuğumuzu kucağımıza alacağız. İkizlerimiz melek oldular. O yüzden 4. kucaklayacağımız bebeğimiz olacak.

Biz halimizden gayet memnunuz. Evet bazen zor zamanlarımız oluyor. Bazen çok yorgun oluyoruz. Bazen kendimi tuvalete bir dakikalığına da olsa kilitlemek istiyorum. Bazen tüm gün pijamalarla da geçiyor. Günün sonunda boynuna sarılan küçücük eller yetiyor, herşeyi unutmaya.

Çocuk sayımızı yada yaş aralıkları planlı değil. İkimizde çocukları seviyoruz. Dörtte bitiririz demişken, bu kararımızdan vazgeçtik.

Sosyalleşmem için zaman var. Şaşıracaksınız ama sosyalleşmem için zaman var. Yeni bir Şehirde olduğumuz için hiç arkadaşım yok henüz ama zamanla olacak.

Planlarla herşey çok daha kolay.

Şu saate şu gibi bir plsnım olmasa da, günlük planlarım var. Uymaya çalışıyoruz. Bazı şeyleri rutinleştirince kontrol sizin elinizde oluyor.

Eşimle zaman geçirebiliyorum. Çocukları 8’de yatırıyoruz. Geriye kalan zaman bizim. Ister film seyrediyoruz. İster konuşuyoruz Çay eşliğinde.

Kendime ayıracak zamanımda var. Inanması çok zor ama doğru. Bazen sırf kendimi iyi hissetmek için makyaj yaptığım oluyor. Günlük belli bir makyaj Ölçüm var. Göbeğim 5 dakika önümden gitsede, kendimi iyi hissettiriyor. 

Evet herkes çok çocukla yapamaz. Ama herkes de Başkasının yada toplumun standardıyla yaşayamaz. Çocuklardan birçok şey öğrendik. Onların birbirlerine olan bağlılığı bize daha da umut veriyor. Bazı şeyleri değiştirmek zorunda kalıyoruz. Mesela hayaller mini cooper iken şimdi Hyundai Starex  kullanıyorum. Düzenli bir ev isterken, legolara basmamak için sek sek oynadığım zamanlar oluyor. Bunları ve evimizdeki gürültüyü hiçbirşeye değişmem. 

Sevgili çekirdek aile benim tarafımda dünya bu şekilde dönüyor. Ne ben senin seçimlerini yargılayabilirim, ne sen benimkini. Ikimizde Farklılıklarımızla güzeliz.