8 sene Katlanarak çoğalan Sevgi

img-20180501-wa0017-556861820.jpg

Tam tamına 8 sene oldu anneler gününü anne olarak kutlayalı. 8 sene, 4 küçük çocuk ve kahkalara sığdıramadığımız güzel anılarımız.

Bu sekiz senede ilkleri tattım hep. İlk canımdan çıkan can, ilk göğsümden inen süt, ilk ameliyatım, ilk küçücük bir insana duyduğum dünyalara, yüreğime sığdıramadığım koskocaman sevgi, ilk kaygılarımın da sevgim kadar büyümesi, geceleri paranoya olup “acaba nefes alıyor mu?” diye sayısız kalkıp inip çıkan küçücük göğüslerini izleyişim… Ufacıcık bir kelimenin beni bulutların üzerine çıkarışı ve gözlerimdeki musluğu açabildiği, ve bir başkası düştüğünde benim canımın daha fazla yanabileceğini keşfettim ben.

O kadar çok şey öğrendim ki, sanki bu yaşadıklarım 8 senelik bir zaman diliminde değil de koskocaman bir hayatmış gibi geliyor. Ondan öncem masalmış gibi.

İlkten sonra korktum önce. Acaba her şey aynı olabilir mi? Acaba bir kalpte ikisi yaşabilir mi diye? Acaba birini, diğerinden az sevebilir miyim diye?

Sonra da korkularımın ne kadar da yersiz olduğunu anladım hemen. Öyle azalmıyormuş da, daha da artıyormuş her defasında. Aslında bu sadece vücudunda büyütmeyle de olmuyormuş. Kalbinde büyütmen yeterliymiş. Kalbin parçalara bölünmüyormuş. Her bir can da katlanarak büyüyormuş bu. Büyüyüp de sığamıyormuş bir yerlere.

Şimdi 5 dolu dolu yürek olmuş içimde. 4’ü yanımda da bir tanesi uzaklarda. Ama yine kalbimin içinde.

Belki daha da artar bu yüreklerim. Belki vücudumda değil de yüreğim de büyüteceğim, bir can olur bu sefer ama bu sefer sıkı sıkıya sarılır, kimselere bırakmam.

Ah anne, çok çok iyi anlıyorum şimdi seni, kendi serüvenim de, kendi yüreğim de büyüttüklerimle. Doğrularımla, yanlışlarımla. Tamamen bana ait. Yaptıklarımla, yapamadıklarımla.

İyi ki bu serüvene adım atmışım.

Fiziksel ve ya kalben anneler iyi ki varsiniz.

4 çocukla 30 saatten fazla yollarda

Uzun bir yolculuk yaptik. Ciddi bir şekilde uzun. 30 saatten fazla bir yolculuktu. Daha kısa olabilirdi bu yolculuk ama ödediğimiz paranın 3 katını falan ödemek zorunda kalırdık. Bu da 6 kişilik ailemizi bayağı bir zorlardı. Bizim için önemli olan şeylerden birisi harcayabildiğimiz kadar az harcamak. Böylece daha fazla yollarda olup, daha fazla yer görebiliriz. Bu bizim tercihimiz. Sponsorumuz olmadığı için ve ne kadar yerleşik hayata geçmeye çalışsak da yolların bizi çağırdığını hissettiğimiz için en uygun seçenekleri bulmaya çalışıyoruz. 
Mardin’den uçak biletleri bayağı bir pahalı olduğu için, Diyarbakırdan bilet aldık. Öyle 100 liralık bir fark değildi. En az 600 liralık bir farktı. Diyarbakır havaalanındaki güvenlik çocuklara karşı pek kibar olmasa da sağsalim Sabiha Gökçen’e vardık.

4 saat bekledikten sonra Dubai’ye giden uçağa bindik. 4 saat zor geçmedi çünkü bizim gibi yollara alışık bir.arkadaş bile bulduk.

Çok ucuz bir havayollarıyla uçtuğumuz için ikram falan ücretliydi. Su bile. 2 den 8’e kadar uçtuğumuz için zaten hepimiz uyuduk uçakta. 12 saatlik  bir bekleme sürecimiz ve havaalanları ateş pahası olduğu için annem dızmana yapmıştı yolluk bizim için. Ah canım annem, o kadar işe yaradı ki, dızmanaların hepsi bitti. 

Zaten yorgun gezginler saat 10’a kadar uyudu havaalanında. O kadar alışıklar ki, koltuklarda bile gayet rahat uyudular.

Dubai havaalanı zannettiğimiz kadar pahalı değilmiş aslında. Tabiki büyük yemek zincirleri vardı. Mcdonalds ve Kfc gibi gerçek yemek olmayan yemek zincirleri.

Biz köri dünyasına gittiğimiz için çocuklarında isteği üzerine bombay express diye bir yere gittik. Expressi tamamen sallıyor olabilirim çünkü hatırlamıyorum. Ama iki kişilik bir yemekle 6 kişi doyduk.

Iki tabak biryani, bir tabak meksika fasülyesi, bir de tavuk köri.  Bayağı sevdik biz bu yemekleri. Bir dd makinelerden 3 er bardak kahve içtik mi, 12 saat vız geldi, tırıs geçti bizim için. Havaalani çalışanları için bilmiyorum durumu. Bizim bebeler her yerdeydi çünkü.

Üçüncü uçağımıza da sağ salim bindikten sonra sabaha karşı 4’te Sri lanka’daydık. Serin bir hava beklerken, nemli yapış yapış hava ve David’in kuzenlerinden biri bizi karşıladı. 1 saatlik araba yolculuğundan sonra eve vardık. Iki gün kaldık. Çok eğlenceliydi bizim için bir çok diğer kuzenler ve aileleriyle taniştık. Sahile yakin olduğu için daha da eğlenceliydi.

Tabiki legosuz olmaz dedi JJ oğlan ve sürekli bir poşet legoyu beraberinde. 

Şimdi kuzeyindeyiz ülkenin. O da başka bir macera. Fazla internet bulamadığım için çabuk çabuk instagram gönderileri paylaşıyorum.

İsterseniz oradan da takip edebilirsiniz.

@globetrottersontheroad

@tubaddavid

Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz…

Sri Lanka’ya son 6 gün kaldı. Uygun uçak bileti bulduk 6 mız için. Uzun bir aktarması olacak. 12 saat falan. Ama toplamda 24 saat falan sürecek İstanbul’dan yolculuğumuz. 

Kağıt, kalem, boya, kitap yeterli olacak 3 büyük çocuğu oyalamaya. Meera’yı oyalayacak en önemli şey meme. O da mevcut zaten. 

Bu sefer bol bol denize girmeyi, dili öğrenmeyi, bol bol gezmeyi, yazmayı ve fotoğraf çekme gibi beni gerçek kimliğimle özdeştirecek şeyleri yapmayı istiyor ve planlıyorum. Tabiki bunları 6 kişilik yapmayı da unutmuyorum.

Bu sene belki iki motor kiralamayı düşünüyoruz. Hem bisikletten sonra en ucuz ulaşım aracı, hem de hep çok isteyip de her zaman ertelediğim şey motor. 

Bu sefer ki çocuklarla eğlenmek ilk hedefim olacak. Hiç kimseye yaranmak için uğraşmayacağım. (Geleneksel bir ailesi var David’in). 

Bol bol yemek resmiydi, okyanus resmiydi falan yükleyeceğim. Bu sefer yerli şeyler daha fazla olacak.  

Hayaller Diyarı

  
Hayaller! Küçük bir kızken sürekli hayal kurardım. Bazen çok uçuk hayallerdi bunlar, bazen de çok küçük hayaller. 

Genelde kitaplar beni bu hayal Dünyasına sürükleyen en önemli araçtır. Kitaplar da istediğim karakter olabilme şansım var. İstediğim şeyi yapabilme şansım. 

Her kitap ayrı bir hayal diyarı, ayrı bir macera. Kitabın ilk sayfasında başlar bu maceralarım, son sayfasında son bulur. O yüzden her bir kitap ayrı değer taşır. 

Çünkü gerek okulda, gerek başka ortamlarda bu hayallerimi çok törpülediler. Zaman geçtikçe hayal kurmamaya başladım. Yani büyümeye başladığımı söylediler. Ben de yavaş yavaş hayallerimden vazgeçtim. Sonuçta büyüyordum. Artık Yetişkin bir kadın oldum… Neredeyse hiç hayal kurmuyordum. Ta ki Odelia’yı ilk kucağıma alana dek. O ilk dakikada hayaller kurmaya devam ettim. Sonra tekrar hayaller kurmaya başladım. Çünkü çok önemli bir görevim vardı artık. Hayal kurmayı öğretmek gibi zorlu bir görevdi bu. Bunun için önce benim hayal kurmam gerekliydi. Daha sonra bunu öğretebilirdim. Öyle de oldu. Biraz zaman aldı sesli hayal kurmaya başlamam için tekrar. Zorlu bir dönemdi, sancılı geçmişti. Sonunda yetişkinlerle Zıt düşmek gibi bir sonucu vardı. Belki de arkadaşlıklarımın bazılarını kaybedecektim. Ama olsundu. Ben tekrar eski ben olacaktım. Öyle de oldu.

Şimdi çocuklarımla beraber hayal kuruyoruz. Bazen abartıyoruz, işin suyunu çıkarıyoruz. Ama olsun eğer bir insan hayal kurmaktan vazgeçmişse nefes alamaz hale gelir. Kendisi değil de başkaları olur. Önemli olan tabuları kırmak. Çocuklarıma en büyük öğüdüm şu: hayal kurmaktan asla vazgeçmeyin! Ne olursa olsun, kim ne söylerse söylesin, hep hayal kurun. O gerçeşince daha da büyük hayal kurun!

Benim şimdi üzerine çalıştığım bir hayalim var. Roman yazmak. Çoğu zaman Başkalarını dinledim. Kitabın yarısında hikayeyi silip attım. 

Roman yazmak kim, sen kim diye kendimi çok hırpaladım. Ama en sonunda kararlı bir şekilde yine başladım. Şimdiki hayalim onu tamamlamak. Ya tutar ya tutmaz. Orası hiç belli olmaz.

Çocuklarınıza hayal kurmayı öğretin. Ama önce siz tekrar hayal kurmaya başlayın.

Nasrettin Hocanın göle maya çalması gibi. 

Ya tutarsa?!?