Yeni bir biz

Burada en son yazdığım zamandan beri hayatımızda bir çok şey değişti. Buraya ilk yazmaya başladığımda daha yeni üç çocuklu evden çalışan bir anneydim.

Evde eğitim yapıyor, büyüdüğüm şehir olan İstanbul’da yaşayıp, üç çocuk haricinde toplumun “normal” saydığı formda bir aileydik. O normalliğin içinde kimseyle paylaşamadığım anormalliklerle doluydum.

Derken Güneydeoğu’nun bir şehrine taşındık. Bir çok şey yaşadık. Bir çok iyi şey de öğrendim. Bir çok travmadan da geçtim, duyduğum bir çok travmatik yaşam hikayelerinden sonra.

Sonra 4 oldu çocuklar. Güneydoğunun başka bir ili olan Mardin’e geldik. “Ben bir sene sonra dönerim Istanbul’a” kafasındaydım. Kaçmak istediğim şey bu şehir değildi aslında. Değişen düzenimin içinde oyalanırken sorunlarımdan kaçabilirim düşüncesiydi. Olmadı. Ne ben taşınabildim, ne.de ertelediğim sorunlarımdan kaçabildim. En sonunda önceden olması gereken şey olup, sorunlarımı çözümlendirdim. Boşandım. Hem de tek başıma yaşadığım yabancı bir şehirde. Bambaşka bir kültürün içinde.

Bir de 0 nafaka olduğu için, evden çalışmayı bırakıp, tam zamanlı bir işe başladım.

Aynı anda hem yaşadığım şehirde bir yabancı yalnız kadın, hem bekar bir 4 çocuk annesi, hem de tam zamanlı çalışan bir anne haline geldim. Bir sürü yeni sıfatlar. Bozdur bozdur harca.

Her şeye tek yetişme konusunda pek değişen bir şey olmadı.

Ailem 4 çocuk ve benden ibaret artık.

Çalışıp o yorgunluğun arasında, ödev yaptırma seansları da girince çocuklarla geçirdiğim zaman çok çok aza indi. Yanımda oldukları halde çok çok özlüyorum. Ama hallediyoruz. Bir çok yeni yazıların başlangıcı bu yazı.

Artık yazdıklarım tamamen yeni bize ait olacak.

En kısa zamanda görüşmek üzere…

8 sene Katlanarak çoğalan Sevgi

img-20180501-wa0017-556861820.jpg

Tam tamına 8 sene oldu anneler gününü anne olarak kutlayalı. 8 sene, 4 küçük çocuk ve kahkalara sığdıramadığımız güzel anılarımız.

Bu sekiz senede ilkleri tattım hep. İlk canımdan çıkan can, ilk göğsümden inen süt, ilk ameliyatım, ilk küçücük bir insana duyduğum dünyalara, yüreğime sığdıramadığım koskocaman sevgi, ilk kaygılarımın da sevgim kadar büyümesi, geceleri paranoya olup “acaba nefes alıyor mu?” diye sayısız kalkıp inip çıkan küçücük göğüslerini izleyişim… Ufacıcık bir kelimenin beni bulutların üzerine çıkarışı ve gözlerimdeki musluğu açabildiği, ve bir başkası düştüğünde benim canımın daha fazla yanabileceğini keşfettim ben.

O kadar çok şey öğrendim ki, sanki bu yaşadıklarım 8 senelik bir zaman diliminde değil de koskocaman bir hayatmış gibi geliyor. Ondan öncem masalmış gibi.

İlkten sonra korktum önce. Acaba her şey aynı olabilir mi? Acaba bir kalpte ikisi yaşabilir mi diye? Acaba birini, diğerinden az sevebilir miyim diye?

Sonra da korkularımın ne kadar da yersiz olduğunu anladım hemen. Öyle azalmıyormuş da, daha da artıyormuş her defasında. Aslında bu sadece vücudunda büyütmeyle de olmuyormuş. Kalbinde büyütmen yeterliymiş. Kalbin parçalara bölünmüyormuş. Her bir can da katlanarak büyüyormuş bu. Büyüyüp de sığamıyormuş bir yerlere.

Şimdi 5 dolu dolu yürek olmuş içimde. 4’ü yanımda da bir tanesi uzaklarda. Ama yine kalbimin içinde.

Belki daha da artar bu yüreklerim. Belki vücudumda değil de yüreğim de büyüteceğim, bir can olur bu sefer ama bu sefer sıkı sıkıya sarılır, kimselere bırakmam.

Ah anne, çok çok iyi anlıyorum şimdi seni, kendi serüvenim de, kendi yüreğim de büyüttüklerimle. Doğrularımla, yanlışlarımla. Tamamen bana ait. Yaptıklarımla, yapamadıklarımla.

İyi ki bu serüvene adım atmışım.

Fiziksel ve ya kalben anneler iyi ki varsiniz.