4 Çocuklu Olmak

  
Beklediğimiz küçük üyemiz artık aramıza katıldı. Martın 1’inden itibaren resmi olarak 4 çocukluyuz biz. Doğum beklediğimiz gibi olmadı ama ne farkeder ki? Ben Minicik kızıma kavuştum. Gerçekten de minicik. Sadece 2.550 gramdı kollarıma ilk aldığımda Meera Lidia’mı. 

Doğum hikayesi başka bir postta gelecek. Şayet uzun bir hikaye.

  
Bu alışma dönemi gayet güzel geçiyor. Ufak tefek sıkıntılarımız oluyor sezeryandan Kaynaklı olarak ama evimizdeki bu heyecan görülmeye değer. 

Herkesin sabah ilk yaptığı şey, gelip Meera’yı öpmek. Çocuklar Meera’ya, Meera onlara ayak uydurmayı yavaş yavaş öğrenecekler. Evimizdeki gürültü daha fazla arttı. Ama evimizdeki sevgi ve sevinç on katı arttı. Bu büyük aile olayı tam bize göre birşeymiş. 

4 çocuklu anne olmak, biraz daha farklıymış.

Yarı Zamanlı Tuvalet Eğitimi

Attachment-1 (2)

Daha önce bahsetmiştim. Bizim Abbey kız, tuvalet eğitimi için kendisine en iyi zamanı seçmiş diye. Evet ben her ne kadar da hazır olmasam bile, bu onun eğitimi ve bu onun için en uygun zaman. Her üç çocuğumda da bu hep böyle oldu. Ben arada yaptığım (çoğu zaman) gibi bazen benim zamanımı çocuklara adapte etmeye çalıştım. Bu tuvalet eğitiminde de aynısı oldu. Sonuç mu?

Elimde bez, önümde kova çocukların gittiği odaları izlerinden takip eder olup, o izleri tek tek temizlemek ve sonunda pes etmek oldu. Çünkü bu çocuklar için uygun zaman değildi.

Çocuklarınızı gözlemlediğiniz zaman, göreceksiniz ki çocuklar kendi çaplarında size zaten mesaj yolluyorlar. Bu evrene yollanan mesajlar gibi değil. Daha basit oluyorlar. Sadece gözlemlemek ve uygulamak kalıyor bize.

Çiş, kaka gibi basit ama hayati mesajlar çoğunlukla. En azından benim çocuklar öyle mesajlar verdiler.

Ödül yöntemini kullanmıyoruz biz. Zaten pek de bir işe yaramıyor hani. Bizim ki daha basit oluyor. Bir adet lazımlığımız, çocuğa çişi yada kakası geldiğinde oraya nasıl oturacağını anlatıyorum. Tabi bunu tatbikata da dönüştürüyoruz. Bazen karşısında maymun da oluyoruz. Olsun. O bu büyük adımı atsın da, biz tüm hayvanlar alemi olmaya da razıyız.

Her yarım saatte çişi yada kakası olup olmadığını sorup, hatırlatmakta yarar var. Çoğu zaman bunun cevabı olumlu oluyor ve siz her lazımlığa denk gelen çiş için kendinizle ve çocuğunuzla gurur duyuyorsunuz. Hatta çığlık çığlığa ilk çişi kutluyorsunuz bile. En azından ben fazla reaksiyon gösterdiğim için öyle yapıyorum. Her çiş beni bir bezden kurtarıyor. Her bezden tasarruf ta, aile bütçesine ciddi bir artı olarak geri dönüyor.

Çocuk çişini yada kakasını yaptıktan sonra tuvalet kağıdıyla tanıştırıyorsunuz. Çok hoşuna gidiyor Abbey’nin. Büyük bir merasimle lazımlığı klozete döküp, şifonu çekerken “güle güle” seanslarımız da en sevdiklerimiz arasında.

Bizim olmazsa olmazlarımız yani.

Yalnız bunun püf noktası var. Bu tuvalet eğitimini tamamlayana kadar çocukları kızdırmamaya bakın. Yoksa bizim Abbey’nin yaptığı gibi, gözünüze baka baka halınızın ortasına işeyiveriyorlar.

Demedi demeyin.

Biz hala yarı zamanlıyız. Yani geceleri hala bez kullananlardanız. Şu anda yorgan, çarşaf yıkama törenleri için çok yorgunum. Ama dört numara doğar doğmaz, yarı zamandan tam zamana doğru bir geçiş çalışmalarımız olacak. Burada da yazacağım.

Demem o ki, çocuğunuz için en uygun zamanı seçsin.

Zamanı Mı Şimdi?

  
Buralar çok yoğun. Biraz sakinleşmeye çalışıyoruz ama 4 Numaralı fasülye için hazırlıklar yapılırken bayağı da bir iş çıkıyor. 

Bir çok küçük insan çamaşırları yıkamak başlı başına tam zamanlı bir iş zaten. Onları ütülemek de cabası işin. 4 Numaralı fasülyenin kıyafetlerinden bahsediyorum tabiki. Diğerlerini ütülemeye kalkarsak ütünün başından kalkamam zaten. 

Kıyafetlerin çoğu yıkandı, ütülendi, hastane çantası hazırlandı. Bebek yatağı yeniden monte edildi. Çocuklarla bebek hakkında tekrar ve tekrar konuşuldu. Buraya kadar herşey iyi. Yeni evimize neredeyse tamamen yerleşildi. Eksiklikler alındı. Bu arada da bir çok yalancı sancıyla başa çıkıldı ve tüm enerjim tükendi gibi. Ev okuluna inişli çıkışlı devam ediliyor. Tam bunların ortasında bilin bakalım başka ne oldu?

3 numaralı fasülye olan Abbey tuvalet eğitimine hazır olduğunu anlatmaya çalıştı ve anlamamaya çalışsam da Gözüme sokunca mecburen anlamak zorunda kaldım. 

Böylelikle eğlenceli (?) bir serüvene yelken açmış olduk.

  
Tuvalet Eğitiminde yaptığımız ve yapmadığımız yöntemleri bir sonraki yazıda açıklayacağım.

Bu yazının amacı biraz farklı. Zaman. Birçok şeyi erteliyoruz. Birçok plan yaparak yaşıyoruz. Ama hayat bizim planlarımıza göre pek gitmiyor. Özellikle çocuklarla. 

Bu tuvalet eğitimi bu yoğun zamanda hiç gündemimizde yoktu. Ama Abbey kız böyle düşünmemiş. 

Onların ihtiyaçlarını dinlemek en iyisi.

Zamanı mı şimdi Dediğimiz bir çok şeyin onlar için zamanı.

Hazır mıyım?! 

  
33 haftalık olmama sadece iki gün var. Eğer kızım zamanında gelirse sadece 7 haftam var. 7 hafta sonra hayat bir kez daha değişecek benim için. Artık 4 tane çocuğum olacak. Hayat biraz daha meşgul olacak, biraz daha uykusuz kalacağım. Emzirmeye tekrar başlayacağım. Küçük kızımı öpüp, yeni bebek kokusunu içime çekeceğim. Bazen balataları sıyırmaya az kalacak, bazen bir dakika yalnız kalabilmek için kendimi tuvalete kilitleyeceğim. Tabiki 30 saniye sonra bebelerden birisi ‘anneeeeee’ diye o bir dakikalık saadeti de bozacak. Peki bütün bunların hepsine değer mi?

Bütün gün çocuk aktiviteleri yapıp, Saçma sapan çocuk şarkıları dinlemeye, kendi yaşıtlarımla konuşmayı özlemeye -hatta yetişkinlerle nasıl Konuşulduğunu unutmaya- değer mi?

Evet. Değer! Belki çok klasik olacak ama onların bir gülümsemesi, kahkahaları, sarılmaları herşeye değer.

Ben hazır mıyım? Bunun cevabını bilmiyorum. Kızımı kucağıma alana kadar da bilmeyeceğim. Hazır olsam da, olmasam da zaman geliyor. 

Zaman geliyor, kendimi de diğer çocuklarımı da hazırlamam gerekiyor yeni bir bireye, yeni bebeğe. Hep beraber öğreneceğiz adapte olmayı. 

Hayat zaten her dakika Öğrenerek geçmiyor mu? Biz de Öğrenmeye devam edeceğiz. Tek farkla; daha kalabalık olarak…

Sri Lanka’nın artıları ve Eksiler

DSC_0949

Biz 3 hafta önce vardık. Zamandı, alışma dönemiydi, hastalıklardı derken anca zaman buldum.

Günümüzün çoğunu, bahçede geçiriyoruz. Allah’tan hava sıcakta çocuklar ne zaman kirlenseler yıkayabiliyoruz. Malesef sıcak su yok. O yüzden soğuk suyla duş alıyoruz. Türkiye’nin en çok özlediğim yanlarından birisi de bu: Sıcak duşlar!!!

Bazı kozmetik malzemeleri bulmakta bayağı zorlanıyoruz. Mesela çocuklar için Johnson’s Baby şampuanı ve kremlerini kullanıyoruz. Fakat burada bulamadık henüz. Ya da benim keçe saçlarım için saç kremi… Islak mendillerin fiyatlarından bahsetmiyorum bile.

Bunların yanında güzel şeyler de var tabi… Mesela mangolar!!! 4. bebeğimizi beklediğimiz bu dönemde benim için en önemli olan meyve mango hem ucuz hem de bulması kolay…

Burası tam bir meyve cenneti diyebilirim. Her çeşit, her türlü meyve var. Malesef çoğununda alerjik yönleri var. O yüzden çocukları sürekli takip etmem lazım ki hastaneye koşmayalım.

DSC_0951

Dediğim gibi çocuklar burada sürekli bahçedeler ve sürekli oyun oynuyorlar. Temiz oksijen var, çünkü her yer yeşillik…Her yerde ağaçlar var.

Biz henüz dinlenme aşamasındayız. Bu dönem biter bitmez daha fazla burayı tanıtma yazıları yazacağım ama dediğim gibi şu aralar çok yorgunuz. Hem bedenen hem de ruhen.

DSC_0956

Tanıştırayım, bu bizim emektar taşıdımız. Çoğu zaman ulaşımımızı bununla sağlıyoruz. Burada malesef toplu taşıma araçları pek yok. Olanlara da kapısından içeri bile giremiyoruz kalabalıktan.

Şimdilik buralar böyle… Daha sonra detaylı olarak yazacağım…

3 Çocukla Göçebe Hayatı

DSC_0823

O kadar yoğunduk ki bu zamanlar. Yaşadığımız şehir çocuklar için güvenli olmamaya başlayınca ve çocuklar bunu yavaş yavaş anlamaya başlayınca, aldık çantalarımızı sırtımıza, kolumuza bir müddet uzaklaşmaya karar verdik. Şimdi İstanbul’dayız. Bir hafta sonra Sri Lanka’ya yolculuk bir kaç aylığına. Kafa dinlemeye çalışacağız.

Çocuklar İstanbul’a yabancılaştılar iyice. Toplu taşımalar bizden nefret eder oldu. (İdare edecekler bir iki haftalığına artık. Eğer bize rast geldiyseniz, tüm kusurlarımızı affedin 🙂 )

Bu arada Gülhane Parkına uğradık. En sevdiğimiz yerlerden birisi. Çocuklar tekrar doğayla bütünleştiler. Topladıkları çayır çimenlerden anlayacağınız gibi.

DSC_0870

Farkında olmadan seyyar bir aile haline geldik. Bunun güzel yanları da var, zor yanları da. Güzel yanları ailece daha fazla zaman geçiriyoruz. Daha fazla birbirimiz tanımaya başladık. Ev okulununda nimetlerinden bir tanesi bu. Mesela daha basit yaşamaya başladık. Her şeyi basitleştirdik. İhtiyacımız yoksa almıyoruz. Çocuk kıyafetlerini genelde Abbey kız Odelia’nın kıyafetleriyle büyüyor. Odelia ve JJ’ye ise kullanılmış ama temiz kıyafetler alıyoruz. Hiç de bir yerlerinden bir şeyler eksilmiyor. Gayet de mutluyuz böyle.

Oyuncaklar konusunda ise en sevdiğimiz şey: Lego  (Eğer sponsor olmak isterseniz sizleri daha da çok sevebiliriz)

Tabi ki bu zamanlarda bebek arabası taşımaya ne gücümüz var ne yerimiz. Bu konuda da kangurular imdadımıza koşuyor. (Bu konuda da sponsorlara her zaman açığız 🙂 )

DSC_0797

Ama bu geçen sene bize bir çok şey de öğretti. Mesela legolar haricinde en iyi oyuncağımız, çayır, çimen, çiçek, böcek. Çocuklar aynı anda çok şey öğreniyorlar. Odelia’nın en çok sevdiği şey doğa. Tam bir hippie yetiştiriyorum.  Ne zaman birisi doğaya birşey yapmaya kalksa çığırtkan kızım doğru olduğunu bildiği şeyi yapıyor. Açık açık konuşuyor. Çocuklardan öğrenmemiz gereken bir çok şey ha!

DSC_0734

Evet bir çok şey öğreniyoruz. Ama geçen gün bu koca gözlü JJ, “Evimiz neresi?! ” diye sorunca kalakaldım. Çünkü bir cevabım yok. Ben de bilmiyorum evimizin neresi olduğunu. Hippie kızım atıldı hemen çok bilmişliğiyle “JJ, evimiz heryer. Biz dünyadayız ve isteğimiz her yer bizim evimiz” . Doğru cevap Odelia, benim yüksek sesle söylemeye çekindiğim şey bu. Nerede olursak olalım, ailemiz beraber olduğu sürece her yer bizim evimizdir.

DSC_0837

Basit yaşamak şu ana kadar aldığımız en iyi kararlardan birisi. Hem çocuklarımız için, hem bizim için. Çocuklar daha az tüketmeye başladı. Herşeyin kıymetini bilmeye başladılar.

Evinizi sırtınıza almanıza gerek yok. Bir karavana yerleşmenize de gerek yok. (Bunu ne kadar çok istesem de şimdilik sadece büyük bir hayal)

Sadece ihtiyacınız olan şeyleri almayla başlayabilirsiniz. Böylece sihir yavaş yavaş başlayacak.

Emzirmek mi? O da neymiş öyle?!?

DSC_0573

Ben üç bebemi de pek problem olmadan emzirebilen şanslı kadınlar bir tanesiyim. Bir önceki çocuğumu diğerine hamile kaldığım zamanlarda bile emzirdim. Vücudumun bana izin verdiği yere kadar. Çünkü hem hamilelik nedeniyle hem de emzirirken, ister istemez yoruluyor insan.

Odelia  6 haftalıkken Sri Lanka’ya gittik ve eşimin ailesiyle kaldık 4 ay boyunca. Tabi ki dil problemi, kültür problemi derken bebek nasıl bakılıra geldi çattı problemler. Kayınvalidem bebek nasıl taşınır, nasıl konuşulur gibi şeylerde ona göre hatalı olduğum yanları söyleyip duruyordu. 6 çocuğu olan ve hepsine tek başına bakmış bir kadınla, 20 yaşında ilk çocuğunu okuduğu onlarca kitaba göre yetiştirmeye çalışan bir kadın arasındaki farklardan bahsediyoruz. Buna kültürü, nesil farkını da eklersek ortaya bir karışık söylemekten farkı yoktur bunun.

Yine bir gün, oturmuş bebeğimi emzirirken 40+ C sıcakta bir battaniyenin altında, kayınvalidem yanıma geldi yine. “Eyvah yine dersler başlıyor” diye içimden geçirmedim desem yalan olur. Bir şeyler konuşmaya başladı ve Odelia’nın üzerindeki battaniyeyi aldı. Ben yine anlamadığım için öyle kalakaldım. Görümcemi çağırdım ve tam olarak kayınvalidemin ne söylediğini sordum. Görümcem başladı anlatmaya “Hava çok sıcak, bu battaniye bebeği çok rahatsız ediyor. Sen bebeğini emzirirken ayıp birşeyler yapmıyorsun. Belki utanabilirsin biraz ama bebeğin sadece yemek yiyor. Sen yemek yerken ayıp diye bir battaniyenin altına girmiyorsan, bebeğine bunu yapmaya da hakkın yok!” dedi. Bu sefer tamamen haklıydı. Eğer Tanrı, bebekleri bu şekilde doyurmamız için bizim vücudumuzu dizayn ettiyse biz neden bunu çok utanılası birşeymiş gibi gösteriyoruz?

Ondan sonra o örtüyü pek kullanmadım. Etrafıma baktığım zaman bazı kadınlarında benim gibi davrandığını gördüm. Evet genelde kötü bakışlar var ama malesef bu zannettiğimiz gibi erkeklerden değil çoğunlukla! Kadınlar! Kadınlar, birbiri üzerinde bu baskıyı kuranlar daha çok! Kocam bakmasın, kocam görmesin diye… Ben ne zaman bu sohbete girsem mutlaka, bir ya da iki kadın vardır insan içinde emzirmenin ne kadar kötü olduğunu savunan.

Bir arkadaşıma sordum “Sen de bebeğini emziriyorsun, Gördüğün sadece süt veren bir anne. Neden buna karşısın?” diye. Aldığım cevap şuydu “Kocam neden başka kadının memelerini görüp, tahrik olsun ki”! Kusura bakmayın arkadaş, eğer kocalarınız emziren bir anne görüp tahrik oluyorlarsa malesef bir “sapıkla” evlenmişsinizdir.

Küçük bir şehirde oturduğumuzu bir kaç defa söyledim. Güneydoğuda. Burada kadınlar genelde sokakta emziriyorlar. Geçen bir erkeğin bile dönüp baktığını görmedim.

Dün bir kaç arkadaşımızı görmek için bir köye gittik. Bir kadın geldi 4 aylık bebeğiyle. Belki 7 tane erkek, 5-6 kadın oturuyorduk bir odada. Kadın memesini çıkarıp bebeğini emzirmeye başladı. Ben o kadar çok sevindim ki, yol boyunca eşimle konuştuk. Eşim de bana kadının en iyisini yapıp, hiç kimseyi düşünmeden emzirdiğini söyledi. Eşime o kadınların sürekli bahane ettikleri olayı sordum. “Kadın emzirirken tahrik oldun mu?”

Eşimin verdiği cevap o kadar çok hoşuma gitti ki! “Bebeğini emziren bir kadından tahrik olunmaz. Memesinin tamamı da dışarıda olsa, o kadına sadece ‘bebeğini emziren bir anne’ gözüyle bakılır. Aksine yapan adam tamamen sapıktır”

Malesef ikizlerimi kaybettikten sonra, kullandığım ilaçlardan dolayı Abbey’i emzirmeyi bıraktım. Ama hayatımda yaptığım en iyi şeylerden bir tanesidir emzirmektir.

O yüzden çocuklarınızı her yerde ve her zaman emzirmekten çekinmeyin!

Emzirme haftamız kutlu olsun!!!

Zorla Güzellik Olmaz

DSC_0584

Odelia, dans etmeyi çok seviyor. Müzik aletlerinden de kemana bayılıyor. Sporda da futbol ve atletizme bayılıyor.

Bulunduğumuz şehirde malesef dansla ilgili hiç bir kurs yok. O yüzden başka bir bahara kaldı bale isteği.  Geçen kış, küçük bir maceramız olmuştu buradaki müzik kursuyla. Biz ev eğitimi yaptığımız için haftaiçi hafta sonu farketmiyor. Odelia keman istediğini söyledi bizde iki kurstan birini seçtik. Tam herşeye karar verdik ki, öğretmen keman için çok erken olduğunu anca piyano dersine başlayabileceğini söyledi. Biz de uzman diye, Odelia’nın isteği yerine  öğretmenin isteğini seçtik. İyi halt ettik!

İlk kurs günü Odelia çok gergindi. Sıcak çikolata ısmarladık, biraz muhabbet ettik. Öğretmenin beklentileri, ilk defa piyano dersi alan bir çocuktan bekleyemeyeceği kadar yüksekti. Mesela sağ parmaklarını çok güzel kullandı. Ben şaşırdım. Öğretmen biraz daha abartarak sol parmaklarını da tuşlar üzerinde kullanmasını istedi. Ben buna daha da şaşırdım. Çünkü sol parmaklar için çok erken olduğunun farkındaydım. Odelia onları da biraz zorlandıktan sonra kullanmaya başladı. Aynı gün içinde, yani ilk dersinde. öğretmen biraz daha abartarak her ikisini de aynı anda kullanmasını istedi. Odelia bunu duyunca, öğretmene bunun şimdi zor olduğunu daha sonra ki derste yapabileceğini söyledi. Ama öğretmen bana mısın, diyerekten daha da zorlamaya başladı. Ben buraya kadar hiç bir müdahale etmedim. Odelia’nın kendisini ifade edebilmesini bekledim. Onun için zor olan şeyleri, kolay olan şeyleri en iyi kendisi biliyordu çünkü.

Öğretmen, biraz sinirli çıktı. Odelia zorlanınca söylediği halde, dinlemeyip yapması için zorlamaya başladı. Sesi yükselmeye başlayınca ben araya girdim. İlk dersi olduğunu hatırlatıp, isteklerinin biraz fazla olduğunu söyledim. Öğretmen toparlandı bir 5 dakikalığına. Ondan sonra yine abartmaya başlayınca, dersi erken bitirmeyi teklif ettim. Adam sevinerek onayladı.

Ondan sonra Odelia bir daha, gitmek istemedi ve gitmedi. Çocuk bir kere dersten soğudu. Ben de çok ısrar etmedim.

Ben bu olaydan ders almadım ne yazık ki!

Geçenlerde il gençlik bakanlığı merkezine gidip, her hangi bir kurs olup olmadığını öğrenmek için. Odelia yüzmek, futbol veya atletizim içinden birşeye gitmek istediğini söyledi. Malesef, yüzme kursuna 7 yaşından küçük çocukları kabul etmediklerini söylediler. Futbol kursu bırakın bünyelerinde, şehirde bulunmadığından bahsettiler. Atletizmin burada olmadığını söylediler. Elde bir tek halter ve basketbol kaldı. Halterin çocuklar için uygun olmadığını düşündüğümden dolayı hemen eledim. Kaldı basketbol!!! Geçen hafta o maceraya da daldık balıklamasına. İlk iki gün zorlanmasına rağmen çok iyi alışmaya başladı Odelia. Ama 4-5 senelik oyuncularla 2 günlük oyunculara aynı dersi vermeye devam ettiklerinde bir hayli zorlandı. Haklı da kendisine göre. 2 günlük oyuncuyla, 5 yıllık oyuncunun alacağı ders aynı olmamalı. Haksızlık! Herkese haksızlık. Basketbol maceramızda böylelikle sona erdi.

Elde ne mi kaldı? Bir çok ders bana!

*Çocukların isteğine daha da saygı duymalıyız.

*Sırf kendimiz ya da başkaları diye çocuğa istemedikleri şeyleri dayatmamalıyız. Çocuk istemediği bir şeyde ne mutlu olabilir ne de başarılı.

*Her kursa güvenmeyip, daha da araştırmalıyız.

*Her ne olursa olsun, çocuk bir şeyi istiyor ve kurstaki öğretmen başka bir şeyi diretiyorsa, arkanıza bakmadan kaçın!

*En önemlisi, çocuğunuza inanmanız ve saygı duymanız. Böylece çocukta hem bir birey olduğunu daha hızlı anlayacak hem de kendine olan güveni artacaktır.

Başlıkta da dediğim gibi zorla güzellik olmuyor.

Farklılar mı???

IMG_1884

Normalde kısa bir süre sonra yazmayı düşünmüyordum. Yarın akşamdı benim planım. Ama yakın zamanda kaç kızın kaçırıldığını, tecavüze uğradığını, kadınların sadece doğum makinesi olduğunu görünce, hikayeleri duyunca dayanamadım. Yazmak şu sıralar en rahatladığım eylem. Eğer ben buraya yazmasaydım, birisine her an patlayabilirdim. Öyle küçük bir patlama da olmazdı. Atom bombası halt etmiş yanında.

Biliyorum genelde annelikle ilgili yazıyorum. Bu biraz sıradışı olacak ama ebeveynlerin üzerinde durması gereken en ama EN ÖNEMLİ konu!!! Cinsiyet ayrımı! Kadın tecavüzleri, bebek istismarları, çocuk tecavüzleri ve tacizleri.

Bugün en az 3 ya da 4 kadın istismarı,tecavüz haberleri okudum. Mardin’deki küçük kızın hikayesini okudum. Gözyaşlarıyla, bu hikayedekilerin pişkinliğinden, insanlıklarından midem bulana bulana okudum. Sonra döndüm Abbey’e baktım. Odelia ile JJ’in resimlerine baktım (Abbey su çiçeği olunca baba aldı büyükleri gitti 2 günlüğüne tatile)! Gözlerimden irice iki yaş düştü. Tekrar baktım resimlere. Abbey’e bir sarıldım önce. Bu kadın katliamlarına kurban gitmiş kadın arkadaşları düşündüm önce. Tecavüze uğrayan küçük çocukları! Onların annelerini. Kim bilir anneleri nasıl da gözünden sakınıyordu kızlarını? En son ne zaman kızlarının ne kadar önemli olduğunu söylemişlerdi? Belki de tüm bu mahalle baskıları da kızlarını korumak içindi. Belki de katilleriyle evlenen kızlarının yuva kurup, artık kim ne derleri koca tarafına havale etmeyi düşünüyorlardı. Elalem şu eteği giydi, şu çocukla konuştu dediği zaman babalarının sopaları peki? Baba ne düşünüyordu? Daha 16’sına girmiş kızı sırf bir çocukla konuşurken görüldü diye düğün dernek kuran babanın aklından geçenler neydi acaba? Belki sevgisini göstermenin toplumda ayıp olduğunu düşünüyordu, belki cahildi (sakın yanlış anlamayın! Ben bir çok üniversiteyi bitirmiş cahil de gördüm. Diplomayla alakası yok yani), belki belki belki….

Belkiler o kadar çok ki!!! Ne yapsak ne etse bu belkilerden kurtulamıyoruz. Malesef biz anneler çoğu zaman bize yapılanın aynısını kendi çocuklarımıza yapıyoruz. Kendileri de hiç görmediği adamla evlendirilirken, aynı şeyi kızlarına yapan annelerin sayısı, bundan ders çıkarmış annelerden binlerce kat daha fazla malesef!

Biz anneler babalar, çocuklarımıza neler öğretiyoruz kendileriyle ilgili?

Çocuğa büyüklere saygıyı öğretirken, biz çocuklarımızın önce kendilerine saygı duyması gerektiğini öğretiyor muyuz? Çocuklarımızın kıyafetlerini seçerken onların fikrini soruyor muyuz? Ya da kendilerini sevmelerini öğretiyor muyuz? Ne alaka diyenleri duyuyor gibiyim. Ne mi alakalı? Anlatayım arkadaşım. Eğer bir çocuğun kendine saygısı olmazsa, özgüven denilen şeyin peşinden beraber daha çok maraton koşarız. Kıyafet ne alaka? Kıyafetteki maksat, bunun çocuğun kendi bedeni olması. Kendisi neyin içinde rahatsa, neyin içinde kendisini güzel hissediyorsa onun içinde olmalı. Bu kendi bedeni. Çocuk istediği zaman, kendisi tercih etmeli küpeyi. Kulak onun kulağı. Beden onun bedeni. Bencil olmamayı, kendine aşık olmamayı öğretiriz ya, bunu yaparken de bayağı bir abartırız. Bu da yanlış işte. Çocuk kendini sevmeli. Her kusuruna rağmen.Çili mi var, çillerin onun yüzünde ne kadar güzel durduğunu anlatın. Bunun gibi özellikleri onun en sevdiğiniz yanlarından bir tanesini anlatın!!!

Bunu anlatırken de cinsiyet ayrımı yapmayın ama! “A benim aslan oğlum kaç tane kız var sınıfında? Yakışıklı kerate kızlar yandı. Sevgilin var mı oğlum? Aç bakayım uzulunu, göster komşu teyzeye…” gibi toplumumuzda pek yadırganmayan ama tam anlamıyla söyleyenlerin ağzına vurulası cümlelerden, deyimlerden uzak durun! Kusura bakma oğlunuz padişah değil! Tüm kızlar sırayada girmiyor. Hele ki o küçük yaşta…

Peki bu sözleri oğlunuz için sarfederken kızınızla sohbetleriniz ne alemde? Aynı cümleleri kurabilir misiniz? Cevabınızı kendinize söylemeniz yeterli.

Bu bizim yetiştirmemizle ilgili. Ağaç yaşken eğilir diyorlar ya ona benzer bu durum. Kız ve erkek çocukları fiziksel olarak farklılar, belki duygusal olarak faklılar ama önem olarak, değer olarak AYNILAR! Benim kızım ev işlerinde yardım ediyorsa, oğlum da etmek zorunda. Eğer kızım kardeşine şiddet uygulamıyorsa, bu oğlum için de geçerli. Oğlum eğer arkadaşlarıyla bir yere gitmek istiyorsa, kızım da arkadaşlarıyla gitmeli… Oğlumun kız arkadaşı olduğunda durumu nasıl karşılıyorsam, kızımın erkek arkadaşı olduğunda da aynı karşılamalıyım! Böyle yapmalıyız.

Malesef ülkemizde, o kadın katliamında başrolü oynayan insan olmayı becemememiş tek hücreli terliksi hayvan olan mahlukların sayısı gün geçtikçe artıp, daha cesaret buluyorlarsa bu mahluklar ülkede çocuk yetişmede ters giden birşey var demektir!

Kadına değerini, haklarını, vücudunun kendisine ait olduğunu öğretmedikçe biz ebeveynlerde ters giden birşey var demektir.

Bu hayvanlar artış gösterince, cesaret alınca başkalarından, yasalardan biz de ters giden bir şey var demektir.

“Tecavüze uğrayan kadının orucu bozulmaz” dedikçe şarlatanlar, bunları iyi bir şeymiş gibi gösteren medya oldukça, biz de böyle sustukça insanlığımızı kaybediyoruz demektir.

Kadın 11 tane çocuk doğurup, üstüne bir de kumayı ev işlerinde yardımcı olur diye kabul ediyorsa, erkektir döver, erkeğin elinin kiri yapar diyorsa kimse bana medeniyetten ordan buradan konuşmasın! Bizim önce kendi insanımızı, kendi kadınımızı, erkeklerimizi, kendi çocuklarımızı ama en önemlisi de KENDİMİZİ eğitmemiz şart!!!

Yoksa daha çok hayvanlar ürer, her yere saldırmaya başlarlar. Belki bizim de sevdiklerimizi incitmeye kalkarlar kim bilir?

NOT: Bu mahluklara hayvan dediğim için bütün HAYVANLAR ALEMİNDEN özür dilerim. Çünkü bunlara koyacağım lakaplar +18 yaş uygulamasına takılır.

Anneliğe Küçük Bir Mola

Dün, David ve benim durumum içler acısıydı!

Şu son zamanlarda o kadar çok yoruluyoruz ki, yatakta 5’e kadar sayamadan uykuya dalmış oluyoruz.

Bahar yorgunluğu, işlerin yoğunluğu, koyunlar, civcivler, bizim 3 bebeyi de ekleyince, keşke 30 saat olsaydı bir günde demeden edemiyoruz! Belki de bizi kolonlamak en iyisi!

Tam bu yorgunluğun ortasında bir şeyler eksik kalıyordu hep şu son zamanlarda!

Sanki bir yanım hep boş gibiydi! Nedenini, kitaplığımdaki bir kitap bana anlattı!

O boş yanım, KİTAPTI!

Çocukluğumdan, çocuğa karışana dek, kitap aşığıydım. Hatta JJ’ye hamile kalana kadar bir kitapçıda çalıştım 3 yıl kadar! Kitaplar hakkında yazmaktı en çok sevdiğim bölüm!

Ama şu son zamanlarda, kitapları elime alır almaz horlamaya başlıyordum.

Sarah Jio diye bir yazarın kitaplarını okumam için ikna ettim beni kardeşim.

2 ay önce kitaba başladığımda, harikaydı fakat ortada kaybolan bir çocuk olunca (romanda) sulugözlülüğüm artınca bıraktım kitabı bir kenara! Çünkü kaybolan erkek çocuğu 3 yaşındaydı, tıpkı benim JJ’im gibi!

Dün karar verdim, en azından bir yarım saat kadar kendime ayırmaya!Yarım saat,  2 saat oldu! Ama o 2 saatte sanki romanın karakteri benmişim, tüm olaylar benim başımdan geçiyormuşçasına bir hisse kapılıp 150 sayfa kadar okumuşum!

Kitabın adı : Böğürtlen Kışı! Şiddetle öneririm!

Neyse o kadar yorgun olmama mı yanayım, Abbey sayesinde 1 saat uyuduğuma mı, yoksa bütün gün ağlayan Abbey’i teselli ederken vidası çıkmış duygularıma mı?

Aldım Abbey’i yanıma, bir yandan emzirip öteki yandan kitabı kaldığı yerden okumaya başladım! Kitabı bitirdim bu ara! Sarah Jio’nun diğer kitaplarında sıra! Tavsiye ederim eğer okumadıysanız!

Evet, aynı evin içinde olduğum halde anneliğe 2 saatte olsa ara verdim bugün!

Bu iki saatte kendim için bir şey yapıp, kitabıma verdim kendimi!

Harika bir duyguydu!

Yorgunluğum geçmese de beynimi dinlendirdi! Biraz daha güçlendirdi beni bu mola!

Her hafta bir 2-3 saat bir mola vermek lazım herhalde!

1 saat dahi olsa, kapatın interneti, telefonu!

Kendinize bir mola verin! O kadar çok tazeleneceksiniz ki, eskisinden çok daha verimli bir hale geleceksiniz! Kendinize kötü davranmayın!