8 sene Katlanarak çoğalan Sevgi

img-20180501-wa0017-556861820.jpg

Tam tamına 8 sene oldu anneler gününü anne olarak kutlayalı. 8 sene, 4 küçük çocuk ve kahkalara sığdıramadığımız güzel anılarımız.

Bu sekiz senede ilkleri tattım hep. İlk canımdan çıkan can, ilk göğsümden inen süt, ilk ameliyatım, ilk küçücük bir insana duyduğum dünyalara, yüreğime sığdıramadığım koskocaman sevgi, ilk kaygılarımın da sevgim kadar büyümesi, geceleri paranoya olup “acaba nefes alıyor mu?” diye sayısız kalkıp inip çıkan küçücük göğüslerini izleyişim… Ufacıcık bir kelimenin beni bulutların üzerine çıkarışı ve gözlerimdeki musluğu açabildiği, ve bir başkası düştüğünde benim canımın daha fazla yanabileceğini keşfettim ben.

O kadar çok şey öğrendim ki, sanki bu yaşadıklarım 8 senelik bir zaman diliminde değil de koskocaman bir hayatmış gibi geliyor. Ondan öncem masalmış gibi.

İlkten sonra korktum önce. Acaba her şey aynı olabilir mi? Acaba bir kalpte ikisi yaşabilir mi diye? Acaba birini, diğerinden az sevebilir miyim diye?

Sonra da korkularımın ne kadar da yersiz olduğunu anladım hemen. Öyle azalmıyormuş da, daha da artıyormuş her defasında. Aslında bu sadece vücudunda büyütmeyle de olmuyormuş. Kalbinde büyütmen yeterliymiş. Kalbin parçalara bölünmüyormuş. Her bir can da katlanarak büyüyormuş bu. Büyüyüp de sığamıyormuş bir yerlere.

Şimdi 5 dolu dolu yürek olmuş içimde. 4’ü yanımda da bir tanesi uzaklarda. Ama yine kalbimin içinde.

Belki daha da artar bu yüreklerim. Belki vücudumda değil de yüreğim de büyüteceğim, bir can olur bu sefer ama bu sefer sıkı sıkıya sarılır, kimselere bırakmam.

Ah anne, çok çok iyi anlıyorum şimdi seni, kendi serüvenim de, kendi yüreğim de büyüttüklerimle. Doğrularımla, yanlışlarımla. Tamamen bana ait. Yaptıklarımla, yapamadıklarımla.

İyi ki bu serüvene adım atmışım.

Fiziksel ve ya kalben anneler iyi ki varsiniz.

Bazen Ara Vermek Lazım

  
Her ne durum olursa olsun bazen ara vermek lazım. İçinde olduğunuz her ne olursa olsun. Bazen işinize bir mola vermek lazım. Bir gün bile iyi gelebilir bu duruma. Verimliliğiniz artacaktır.

Bu üzerinize yapışan, sizin bir parçanız olan sıfatlarınız içinde geçerli. Özne sizsiniz çünkü. Öznesiz bir sıfatın hiç bir anlamı yoktur. Yaptığınız her ne ise siz olmadan, boştur.

Bazen kardeş olmaya ara vermek gerekir. Bir gün tamamen kafa dinleyip tekrar iyi bir abla abiliğe dönüş yaparsınız. Nasıl olsa ömrünüzün sonuna kadar değişmeyecek bir sıfattır bu. Kardeşiniz siz olmadan bir gün gayet iyi idare edebilir. 

Bazen evlat olmaya ara verin. En azından bir gün yada bir saat. Kapatın dünyayla sizi bağlayan elektronik cihazlarınızı. Kendiniz için bir şey yapın. Daha iyi bir evlat olarak geri döneceksiniz emin olun.

Yada bir saatliğine eş olmaktan vazgeçin. Eşinize olan sevginiz daha da artacak, rahat bir nefes alacak ve olaylara farklı gözden bakacaksınız. Hatta eşinizin diş macunu ortadan sıktığı için ettiğiniz kavgalara gülüp geçeceksiniz. Sevdiğin adamla birlikte olduğun için şükür bile edeceksin.

Ya da benim bugün yaptığım gibi Meera’yı alıp zaruri de olsa iki günlüğüne de, yarı zamanlı da olsa anneliğe ara verin. 7/24 çocuklarınızın içinde olunca bazen ne değerli bir iş yaptığınızı unutabiliyorsunuz. Kendinizi ve yaptığınız işi küçümsüyor kendinize haksızlık edebiliyorsunuz. Sadece Çocuklarınızın size ihtiyacı olduğunu zannedip, sizin onlara olan ihtiyacınızı unutabiliyorsunuz. 

Otogarda gördüğünüz küçük bir çocuk sizin burnunuzun direğini sızlatabiliyor. Gözleriniz yaşlarla doluyor. Kalbinizin içindeki kuş uçmak için çırpınıyor. Siz yaptığınız bu işin kutsallığını anlayabiliyorsunuz. Sanki aranızdaki bağın sadece kandan değil de, kalpten olduğunu anlayabiliyorsunuz bu molalarda. 

Iyi de yapıyorsunuz. Enerjinizi toplayın. Tüm sorunları içi boş bir balon haline getirip özgür bırakın. Balonla beraber içinizi boşaltın. 

Neye ara verdiyseniz de, kalbinizdeki yerini iyi düşüncelerle doldurup geri dönün. Benim kocama ve çocuklarıma yapacağım gibi sımsıkı sarılıp onları sevginizle avucunuz açık bir şekilde Hayatınızda tutun. 

Hangimiz Daha İyi Anne?

  
Ne alakaya maydanoz, değil mi? Bu yazı aslında hem kendime bir serzeniş, hem de tüm anneleri baskı  altında tutan yine biz annelere bir serzeniş.

3 çocuğumu da 6 ay boyunca sadece emzirdim.  Ortalama birer buçuk yıl emzirdim. Çünkü diğer çocuğa hamileydim. Tamamen ev yapımı yemekler yedirmeye çalışıyorum. Arada abur cubur vermiyorum dersem tamamen yalan söylemiş olurum. İşte şu şekil yemek, bu Şekil doğum, şöyle kıyafet, böyle eğitim derken liste uzar gider…

Dört numara olan Meera’da bir sorun yüzünden sütüm neredeyse bitecek kadar azaldı. Meera Nisan’ın birinde, bir aylık olacak. Midesi falan çok küçük evet, ama tamamen bitme noktasındaydı. Hani o teyzelerin her zaman abartarak “aç bu çocuk, sütün yetmiyor” felsefesini bütün gerçekliğiyle yaşadım. 

“Bol bol uyu” tavsiyelerini hiç sesli dile getirmeyin lütfen. Bu aralar uyku bana, uzaklardan nanik yaparak dalgasını geçiyor. Olsun be… Bu bünyenin, son 6 senedir uykuyla yolları kesişmemiştir. Neyse asıl konumuza dönelim.

  
Bu sütün azalması döneminde istemeyerek de olsa formül mama kullanmak zorunda kaldım. Neyse ki normale döndük. Her mama verişimde 2.5 yaşındaki Abbey’e hayır dediğimdeki içler acısı ağlaması gibi tepkiler vererek, ağlayıyordum. Böylece strese girip sütümün gelmesini engelliyordum. Sonra yine mama vermek zorunda kalıyordum. Bildiğiniz kısır döngü.

Sonra bir gruptaki bir kaç arkadaş, ne kadar baskı altında olduğumun farkına varmamı sağladılar. Tabiki anne sütü en iyisi ve yerini hiç birşey tutamaz. Ama bu gibi durumlarda formül mama kullanan bebekler ve anneler tüh kaka olmadığını anladım. Olmayınca olmuyor.  Bunu Seçen anne kötü anne değildir. Şartlar Öyledir. Yada sezaryenle doğuran kadın, vajinal doğuran Kadından daha az kadın değildir. Ek gıdaya geçtiğimiz dönemde Blw yapan anne, eski yöntemi kullanan anneden üstün değildir.

Farkında olmadan, kendi seçimlerimizi seçmeyen diğer aileleri Yargılama hakkımız yoktur. Birbirimiz üzerinde baskı kurmaya hiç ama hiç hakkımız yoktur. Bazı istismar durumları dışında başkasının anneliğine laf edemeyiz. Aklımızdan bile geçiremeyiz.

Her aile, her kadın, her çocuk farklıdır. Seçimlerimizde buna göre farklılık gösterir. En iyisini biz biliyoruz diye bir şey yoktur. Yok öyle dünya. 

Lütfen birbirimiz üzerinde baskı kurmak yerine, destekleyelim. 

Hepimiz kendimize, çocuğumuza göre iyi anneyiz.

Bir Masal Anlatsam…

  
Odelia, JJ, Abbey, Meera ve bir yerlerde bizi bekleyen ismini bilmediğim çocuğum, size bir masal anlatsam şöyle başlardı…

Bir varmış, bir yokmuş… 

Bir diyar varmış. Bu diyarda herkes mutlu yaşarmış. Hiç bir çocuk açlıktan, savaştan, hastalıktan yada biz yetişkinlerin acımasızlığından ölmezmiş. Bu ülkede tüm çocuklar özgürce koşar, oynarmış. Hiç bir çocuk bir diğerini renginden, dilinden, zenginliğinden yada fakirliğinden dolayı yargılamazmış. Bunları yapanlar da bu diyardan içeriye giremezlermiş. 

Geçen yıl neredeyse hergün şahit olduğumuz o bomba, silah sesleri hiç ama hiç duyulmazmış. Onların yerine kuşlar, köpekler, kediler , koyunların sesleri, gülen çocukların sesleri olurmuş. Ben de dahil hiç bir anne çocuklarına kızmazmış burada.

Hiç bir anne kaygılanmazmış… “Acaba çocuklarımı kötü insanlardan nasıl koruyabilirim?” Diye…

Hiçbir anne, “çocuğumu tacizcilerden, tecavüzcülerden nasıl koruyabilirim?” diye panik atak olmak zorunda kalmazmış.

Televizyon seyretmekten, haber okumaktan korkmazmış kimse. Çünkü o korkunç haberler hiç yokmuş ki bu diyarda. Hiç bir bebek sırf kimliğinden dolayı katledilmezmiş. 

Bu diyara öyle her önüne gelen yetişkini almazlarmış. Çünkü bu diyardaki tüm çocuklar çok önemli, çok özelmiş. O çocukların incinmemesi için elinden gelenin de fazlasını yapıyorlarmış. Kimse kalabalıklardan uzak durmak zorunda kalmazmış. Çünkü orada hain bombalar yokmuş. 

O diyarda sevgiden başka bir şey yokmuş… Kimse kimseyi yargılamazmış dolayisiyla.

İşte çocuklarım sizin için böyle bir diyarı oluşturmayı o kadar isterdim ki, hiç bir şeyi bu kadar istememiştim ömrümde. 

Bu masal. Yetişkinler artık masallara inanmıyorlar. Aslında bu masalın gerçekleşmemesi hep biz Yetişkinler yüzünden… Biz kaçamayız bu dünyadan. Hiç bir şey olmamış gibi duyarsız, vicdansız da olamayız Çocuklarım. Ama mücadele edebiliriz. Bu iğrençlikleri değiştirmek için bir şeyler yapabiliriz. Polyanna değilim. Tüm DÜNYAYI aynı anda değiştiremeyiz ama önce kendimizden, sonra çevremizden başlayabiliriz.

Tek bir şey daha istiyorum sizden çocuklarım: içinizdeki çocuğu asla ve asla öldürmeyin…

Anneniz

Beklemek mi Daha Zor? Yoksa…

  
Sabreden dermiş, muradına ermiş…

Bu her zaman geçerli değil. Ben tez canlıyım. Beklemek benim için gerçekten zor. Mesela David eve yarım saat geç gelince, kafamda kurarım, kurarım… Sonra da, acaba başına birşey mi geldi, şu mu oldu diye kâbuslara dalarım. 

Ama bu sefer ki mevzu biraz farklı. Odelia hariç diğer iki bebe, 3 ve 2 hafta geç doğdular. Şimdi neredeyse  39 haftalık olacağız. Önce içimdeki kızım, bayağı bir erken gelmeye kalktı. Sonra bir ara tekrar kapıyı çalıp, kaçtı. Ne zaman tamamen kollarımıza gelecek hiç bir fikrim yok.

Geçen kontrolümde yüzünü, yanaklarını ve burnunu gördüm. Siyah beyaz da olsa ciddi ciddi bir yüz. Elmacık kemiği hatlarıyla bile. Bu beni daha da heyecanlandırdı. Sabırsızlanmaya başladım. Acaba hangi gün bizim için, önemli bir gün olacak? Acaba nasıl emecek? Geceleri nasıl uyuyacak?. Diğer kardeşleri gibi güçlü karakterde mi olacak?  Inatçı mi olacak bu da? Gözlerinin Şekli nasıl olacak? Saçları hangi uzunlukta olacak? (Malum her bir bebeğimiz, bir öncekinden daha uzun saçlarla doğdu) Aklımda deli sorular var. 

Tekrar emzireceğim için çok heyecanlıyım. Tekrar bebeğimi slinglerle taşıyacağım için çok mutluyum. Tekrar ayak parmaklarımı görebileceğim için çok mutluyum. Tekrar dışarı çıkabileceğim için çok mutluyum. (Son 4 gün hiç çıkmadım, biraz rahatsız hissettiğimden dolayı.) 

Beklemek çok zor. Ama bazen diyorum ki, o kadar sabırsız olma. Eğri oturup, doğru konuşalım. Bebek bir kere çıktığında, o bebeği bir daha içeri koyamayacağız. Bazı günler bu fanteziyle yanıp tutuşacağız. Uykusuz geceler, gaz sorunları, başka bir çok sorun olacak. (Yazarın bu listeyi uzatmamadaki asıl amacı, yeni ebeveyn olacakların gözünü korkutmamak). 

E hal böyle olunca hangisi daha zor? Beklemek mi, kavuşmak mı? Hangisi daha zor bilmiyorum ama ben bir an önce kızımı kollarıma almak istiyorum. Bu isteğim biraz bencillikten de kaynaklanıyor olabilir ama hatice değil, netice önemli. 

Bu bekleyiş ne kadar Sürer bilmem… Ama o kadar uzun sürmeyeceği belli.

Mükemmel Olmayan 6 Koca Sene

  
Ilkler hep başkadır. İlk öğretmenler, ilk arkadaşlar, ilk ev, ilk oyuncak ve ilk çocuk. Daha dün ne yediğimi hatırlayamayan ben, ilk öğretmenimin adını ve soyadını hiç unutmadım. O yüzden bu ilkler tezi benim için doğrudur.

Odelia. İlk bebeğim. Bana ‘annelik’ sıfatını veren ilk kişi. Bana insan vücudunun mükemmelliğinin farkındalığını gösteren ilk kişi. İlk gözbebeğimi kucağıma ilk kez almamın üzerinden koskoca 6 sene geçecek 5 Şubat günü. 6 koca sene.

Bu 6 sene bana birçok şey öğretti, birçok şey kattı. Ben bu 6 senenin her bir gününde mükemmellikten ne kadar uzak olunabilir diye deneyim ediniyorum. Birçok hatam oldu ve oluyor bu 6 senede. Evet bazen istemesem de, sabrımın sınırlarında dolaşmakta olan bebelerime cırladığım da oluyor. Bazen ekran saatlerinin sınırlarını aştığımız da oluyor. Evin her tarafının düzenden, temizlikten çooook uzak olduğu günler -evet bugünlerimiz diğerlerinden çok daha fazla- oluyor. Çoğu zaman bu kaosun tam ortasında, hormonlarımın bana verdiği yetkiye dayanarak salya sümük ağladığım ve olmak istediğim yerin, bu dağınıklıktan, Gürültüden başka bir yer olduğunu düşündüğüm çok oldu ve oluyor. 

Mesela beyaz kıyafet giyenleri kıskandığım bir gerçek. Bu 6 yılda başka bir çok hatalarım oldu ve ben hiçbir dakika mükemmel  değildim, olmadım. Anneliğimin tartışılacak çok yanı var. Düzeltebildiğim kadarını, düzeltmeye çalışıyorum. Ama bu benim. 

Bana bunları öğretmeye ilk Başlayan Odelia oldu. Küçücük şeylere üzüldüm, küçücük şeylerde Dünya’nın en mutlu insani oldum. Bir kahkaha sesi tüm üzüntümü alıp götürdü. Küçücük bir elin yüzüme değmesi bana Polyanna’ya bakış açımı değiştirdi.

Mükemmel olmayan 6 koca sene, her defasında beni bağışlayan Odelia. Bu 6 sene önce hayatimın en iyi senelerine açılmış bir yelken oldu. Sadece bir başlangıç.

Iyi ki doğdun ilk bebeğim! Iyiki 6 sene önce kollarıma geldin… Nice nice mükemmel olmayan ama mutlu olduğumuz senelere. Hepimiz seni çok ama çok seviyoruz.

Çocukların Gözüyle

  
Annelik iyi, güzel ama bazen o kadar zor günler de oluyor ki, “aklımı peynir ekmekle mi yedim de fare gibi üredim” dediğim oluyor kendi kendime! 

“Aaaa! Nasıl bir anne bu? Bir anne böyle mi düşünür?” Dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, ben o biçim bir anneyim. Mükemmel değilim, dünyanın en iyi annesi de değilim ben. Annelik konusunda biraz gerçekçiyim diyelim. 

Hani herkesin ortasında, bebelerden biri yüksek bir şekilde geğirir, ortamdaki herkes döner size bakar. O anda bir devekuşu olup başınızı kuma gömmek istersiniz. Ya da iyi bir restorantta çocuklar sanki çatal ve kaşık hiç icad edilmemiş yada taş devrinden kalma gibi hareket ederler ya, siz de “yer neden yarılmıyor ki içine gireyim” diye düşünen anne seni çok iyi anlıyorum. Çünkü aynılarını ben de hissediyorum. 

  
Bugün öyle bir gündü. Oteldeyiz. Yemek sırasında JJ oğlan, beni çok sinirlendirdi. Öyleki ya sabır çektim yemek boyunca. Derken masanın diğer ucundan adım duyuldu. Kafamı çevirdiğimdeki manzara Dünyamı kararttı. JJ oğlan, iki tatlı tabağı! JJ oğlanın üstü başı yepyeni bir dekorasyon, tatlılar restorant boyunca bir yol haline gelmiş. Öyleki Hansel ve Gretel görseydi bunu, cadıyla bir macera yaşamalarına gerek kalmadan evlerinin yolunu bulurlardı. Yavaşça masadan kalktım, utançtan yüzüm kıpkırmızı bir şekilde. JJ oğlanın yanına gittim. “Ne yaptın sen?” Diyebildim dikkatli bir şekilde. JJ oğlan gözlerime bakıp üzgün bir şekilde “anne, çok özür dilerim. Sana tatlı getiriyordum ama biraz döküldü” dedi!

Bu sefer Gözlerim acı acı yanmaya başladı. Yüzüm tamamen kızardı. Sinirden değil, utançtan! Hayır milletten utandığım için değil, kendimden ve düşüncelerimden utandığım için. 

JJ alıp lavaboya gittim! Başladım ağlamaya! JJ’ye sarıldım. Özür diledim. 

Ben ne düşünürken, JJ ne düşünüyordu. Evet bir çok kaza oluyor ufak tefek. Evet günlerimiz pek te başkalarının düşündüğü gibi geçmiyor. Millet çocuk sayımızı görünce Saçma sapan bir bakış atıyor! Evet pek uslu yada normal bir aile değiliz. Ama değer!

Bir sarılmaları çocukların hepsine değer!

Ben bugün yepyeni bir ders öğrendim bugün: ne olursa olsun önce çocukları dinlemeyi ve daha da gayretli olmayı,  onların gözünden bakmak için dünyaya!

Başkaları mı?!?

Başlarım başkalarının düşüncelerine!!!

4. Bebeyle 15. Haftamız

  
4. Bebeyle 15 haftayı geri de bıraktık. Bu hamilelikte sadece 2 defa ultrasona girdim ve haftaya randevum var dilinden bir gram anlamadığım doktorla. Zaten ilk randevumuz 5 dakika sürdü toplam. Bir çok vitamin verdi ve bu vitaminlerin hepsi ben de yan etki yaptı. 

Bu hamilelikte aldığım tek besin malesef balık ve pilav (esmer olandan)! Eşimin ailesi bunlardan hariç yemek yemiyor mesela! Ben cuma Günlerini sabırsızlıkla bekliyorum burada! Tek sebze olduğu gün o çünkü! Yanlış anlamayın burada o kadar çok çeşit yemek var ki! Herkes hergün farklı çeşit yemek yapıyor! Bir tek bizimkiler istisna! Türkiye’ye gider gitmezsen bir yıl balık görmek istemiyorum!!!

Neyse ki mide bulantılarım sadece 11 haftaya kadar devam etti. 

Mesela koca göbeğimin, arada sırada hissettiğim hareketlerin ve bel ağrılarımın dışında pek hamile olduğumu hissedemiyorum malesef! Biraz stresli bir dönemden geçiyoruz. Bebeye müzik dinletmekmiş, agucuk gugucuk yapmalarmış falan olmadı daha. Hem strest, hem de diğer üç çocukla  uğraşmaktan ne enerji, ne güç kalıyor. Bazen rahimdeki bebeme haksızlık yaptığımı bile düşünüyorum. Bu da bitmeyen suçluluk duygusu uyandırıyor bende. Türkiye’ye gidince diyorum bunların acısını çıkartacağım diye umuyorum! Gerçi orada da belli bir şehire yerleşmek istiyoruz artık. Bakalım hangi şehir?!? Zaman gösterecek! 

Bunlar dışında herşey gayet iyi gidiyor bu hamilelikte! Geriye sadece 25 hafta kaldı! Bakalım!!!

Mükemmel Olmaya Çalışmayalım

Bazen tüm yaptıklarınız anlamını yitirir. Öyle bir noktaya gelirsiniz hani ben nerdeyim, neler yapıyorum, bu ben miyim gibi sorular beyninizi kemirir durur. Tam da öyle bir zamandayım ben. Yaptığım hiç birşey doğru değil sanki! O kadar çok kişinin, o kadar çok beklentisi var ki benden, bazen haykırmak istiyorum ben mükemmel değilim, hiç de öyle olma çabam yok diye. Geçtiğimiz bir yıl boyunca yaşadığımız küçük Şehirdeki insanları mutlu etmeye çalışmakla geçti. Mesela kıyafet tarzımdan, saç rengimden vb birçok şeyden vazgeçtim belki farkında olarak, belki de olmayarak! Ne elde ettim derseniz. Sadece birkaç kişi ben gidince de irtibatını kesen. Yani elde sıfır da yok eksilerdeyim. 

  
Mesela ben kısa saç sevmeme rağmen sırf eşim istiyor diye, bu sıcakta oldukça gür olan bir ton ağırlığında saç taşıyorum kafamda. İstemediğim bir renkte cabası bu işin. Mesela şimdi eşimin memleketi olan Sri Lanka’dayız. Burada gelenekten, aile bağları falan derken eşimin ailesiyle kalıyoruz. Ben buraya gelirken vazgeçilmezim olan jean pantalonlarımı yanıma almadım. Burada yöresel kıyafetler giyer, yerli gelinler gibi olup da 7 yıldır gözüne bir türlü girememiş olduğum kayınvalidemin gözüne girerim diye planladım herşeyi. Bir kere olmayınca olmuyor. Gözünü sevdiğim geleneksel Memleketimin kayınvalideleri. Yağmurdan kaçarken doluya tutunmak diye buna denir. Elimden geleni yaptığımda, bir baktım ki herkes bir adım fazlasını ister oldu. Yapamayacağım şeyleri beklemeye başladılar benden. Böyle olunca da kimseyi mutlu edememeye başladım, Çocuklarım ve eşim de dahil! 

Ev okulu yaptığımız halde kimse benim planlarıma ayak uydurmak istemeye başladı, çocuklar fazlaca yüz bulup kurallarımı hiçe saymaya başladılar falan derken “heyt” deyip seni kararlar almaya çalışıyorum. 

Ilki de kim ne derse desin taviz vermeyeceğim kendimden! Ben buyum arkadaş, isteyen sever isteyen sevmez. 

Türkiye’ye döner dönmez ilk yapacağım şey saçlarımı kesip boyamak. 

Odelia’yı okula yazdırmak. Bazen herşey kontrolden çıkar değil mi? Ev okulu da bunlardan birisi.

  
Bu hamileliğinin tadını pek çıkaramadım. Bol bol tadını çıkaracağım. 

Bebelerle daha fazla ilgilenip, bu arada da sınırları aşmayacağım! Bazı kurallar diyelim. Özgürlük iyi birşey ama kararında olunca iyi. 

Tek yapabildiğim iki şey üzerinde yoğunlaşacağım. Okumak ve yazmak. Kendimi geliştirmeye çalışacağım. Bu arada da buraya bolca yazıp dert yanacağım. Bakarsınız belki kitap bile yazarım. İlk kitap tutmaz, ikincisini yazarım belki o da tutmaz üçüncüsünü yazarım… 😬💃

Ama ne olursa olsun mutlu olmaya bakacağım. Şunu anladım ki ben mutlu olmazsam, hiç kimseyi mutlu edemem. 

Mutlu ben=mutlu çocuklar= mutlu eş

Gerisi fasa fiso!

Emzirmek mi? O da neymiş öyle?!?

DSC_0573

Ben üç bebemi de pek problem olmadan emzirebilen şanslı kadınlar bir tanesiyim. Bir önceki çocuğumu diğerine hamile kaldığım zamanlarda bile emzirdim. Vücudumun bana izin verdiği yere kadar. Çünkü hem hamilelik nedeniyle hem de emzirirken, ister istemez yoruluyor insan.

Odelia  6 haftalıkken Sri Lanka’ya gittik ve eşimin ailesiyle kaldık 4 ay boyunca. Tabi ki dil problemi, kültür problemi derken bebek nasıl bakılıra geldi çattı problemler. Kayınvalidem bebek nasıl taşınır, nasıl konuşulur gibi şeylerde ona göre hatalı olduğum yanları söyleyip duruyordu. 6 çocuğu olan ve hepsine tek başına bakmış bir kadınla, 20 yaşında ilk çocuğunu okuduğu onlarca kitaba göre yetiştirmeye çalışan bir kadın arasındaki farklardan bahsediyoruz. Buna kültürü, nesil farkını da eklersek ortaya bir karışık söylemekten farkı yoktur bunun.

Yine bir gün, oturmuş bebeğimi emzirirken 40+ C sıcakta bir battaniyenin altında, kayınvalidem yanıma geldi yine. “Eyvah yine dersler başlıyor” diye içimden geçirmedim desem yalan olur. Bir şeyler konuşmaya başladı ve Odelia’nın üzerindeki battaniyeyi aldı. Ben yine anlamadığım için öyle kalakaldım. Görümcemi çağırdım ve tam olarak kayınvalidemin ne söylediğini sordum. Görümcem başladı anlatmaya “Hava çok sıcak, bu battaniye bebeği çok rahatsız ediyor. Sen bebeğini emzirirken ayıp birşeyler yapmıyorsun. Belki utanabilirsin biraz ama bebeğin sadece yemek yiyor. Sen yemek yerken ayıp diye bir battaniyenin altına girmiyorsan, bebeğine bunu yapmaya da hakkın yok!” dedi. Bu sefer tamamen haklıydı. Eğer Tanrı, bebekleri bu şekilde doyurmamız için bizim vücudumuzu dizayn ettiyse biz neden bunu çok utanılası birşeymiş gibi gösteriyoruz?

Ondan sonra o örtüyü pek kullanmadım. Etrafıma baktığım zaman bazı kadınlarında benim gibi davrandığını gördüm. Evet genelde kötü bakışlar var ama malesef bu zannettiğimiz gibi erkeklerden değil çoğunlukla! Kadınlar! Kadınlar, birbiri üzerinde bu baskıyı kuranlar daha çok! Kocam bakmasın, kocam görmesin diye… Ben ne zaman bu sohbete girsem mutlaka, bir ya da iki kadın vardır insan içinde emzirmenin ne kadar kötü olduğunu savunan.

Bir arkadaşıma sordum “Sen de bebeğini emziriyorsun, Gördüğün sadece süt veren bir anne. Neden buna karşısın?” diye. Aldığım cevap şuydu “Kocam neden başka kadının memelerini görüp, tahrik olsun ki”! Kusura bakmayın arkadaş, eğer kocalarınız emziren bir anne görüp tahrik oluyorlarsa malesef bir “sapıkla” evlenmişsinizdir.

Küçük bir şehirde oturduğumuzu bir kaç defa söyledim. Güneydoğuda. Burada kadınlar genelde sokakta emziriyorlar. Geçen bir erkeğin bile dönüp baktığını görmedim.

Dün bir kaç arkadaşımızı görmek için bir köye gittik. Bir kadın geldi 4 aylık bebeğiyle. Belki 7 tane erkek, 5-6 kadın oturuyorduk bir odada. Kadın memesini çıkarıp bebeğini emzirmeye başladı. Ben o kadar çok sevindim ki, yol boyunca eşimle konuştuk. Eşim de bana kadının en iyisini yapıp, hiç kimseyi düşünmeden emzirdiğini söyledi. Eşime o kadınların sürekli bahane ettikleri olayı sordum. “Kadın emzirirken tahrik oldun mu?”

Eşimin verdiği cevap o kadar çok hoşuma gitti ki! “Bebeğini emziren bir kadından tahrik olunmaz. Memesinin tamamı da dışarıda olsa, o kadına sadece ‘bebeğini emziren bir anne’ gözüyle bakılır. Aksine yapan adam tamamen sapıktır”

Malesef ikizlerimi kaybettikten sonra, kullandığım ilaçlardan dolayı Abbey’i emzirmeyi bıraktım. Ama hayatımda yaptığım en iyi şeylerden bir tanesidir emzirmektir.

O yüzden çocuklarınızı her yerde ve her zaman emzirmekten çekinmeyin!

Emzirme haftamız kutlu olsun!!!