Örümcek Ahmet ve Kağıt Uçak

Mavi nehirin karşısında yaşayan bir örümcek yaşarmış. Bu küçük örümceğin ismi Ahmet’miş. Üç gün sonra Ahmet’in doğum günüymüş. Mavi nehirin karşısında yaşayan kuzeni Özlem’i doğum gününe davet etmek için çok güzel bir kart hazırlamış.

Ahmet, sırtında çantası ve bu çantanın içinde davetiyesiyle beraber ıslık çala çala Mavi nehire gelmiş. Birden ıslık çalmayı bırakıp, Mavi nehirin hızlıca akan suyuna bakınca sudan ne kadar korktuğunu tekrar hatırlamış.

Ahmet sudan o kadar çok kokarmış ki, annesi onu banyo yapması için sadece haftanın bir günü ikna edebiliyormuş.

Nehirin kıyısındaki, yeşil çimenlerin üzerine oturuvermiş Ahmet. Otururken de boş durmayıp, nehirin karşısına nasıl geçeceğini düşünmeye başlamış. Yemek aramaya çıkan Karınca Kazım, Ahmet’i çimenlerin üzerinde oturduğunu görünce,

‘Merhaba Ahmet, nasılsın? Neden burada oturuyorsun?’ demiş.

‘Merhaba Kazım, iki gün sonra benim doğum günüm. Mavi Nehir’in karşısında yaşayan kuzenim Özlem’i de çağırmak istiyorum. Kart bile hazırladım. Ama karşıya nasıl geçeceğimi bilmiyorum. Çünkü zaten sudan çok korkuyorum ve Mavi Nehir çok hızlı akıyor.’ dedikten sonra üzgün üzgün nehire bakmış Ahmet.

Karınca Kazım da, Ahmet’in yanına çimenlerin üzerine oturmuş. Başlamışlar düşünmeye.

Mavi Nehir çok güzel de, karşı tarafına geçmesi çok zormuş.

‘Sen çok iyi zıplıyorsun. Acaba bu nehirin üzerinden zıplasan olmaz mı?’ diye sormuş heyecanla Kazım.

‘Evet zıplayabilirim ama bu nehir çok büyük o yüzden deneyemem.’

İki arkadaş düşünmeye devam etmişler. Sinek Sinem tam onların tepesinde vızıldarken, iki arkadaşı görmüş. Onlarla oyun oynamak için yanlarına konmuş.

‘Merhaba arkadaşlar nasılsınız?’ diye sormuş.

Ahmet de, karşıya geçip kuzeni Özlem’i doğum gününe çağırmak istediğini ama nehiri geçemediğini anlatmış Sinem’e.

‘İstersen senin için Özlem’e gidip, doğum gününe davet edebilirim.’ demiş.

Ama Ahmet kuzenini kendisi davet etmek istiyormuş.

Akıllarına bir fikir gelmiş. Uçmak için kanat lazımmış. Tüm kanatlı hayvanlar uçabiliyormuş çünkü.

Yerde buldukları tüm kuş tüylerini toplamışlar. Kanat yapıp Ahmet’in sekiz bacağından, dördüne bağlamışlar.

Ahmet başlamış yaptıkları kanatları çırpmaya. Çırpmış çırpmış. Yerden azıcık yukarıya havalanmış ama hemen yere düşmüş tekrar. Bu kanatlar Ahmet’i karşıya geçirmeye yaramamış.

Bu sefer üç arkadaş, çimenlere oturup düşünmeye başlamışlar. Bir etraflarına, bir nehire bakıyorlarmış.

Az ileride oynayan, kocaman bir insan çocuk görmüşler. Kağıttan bir uçak yapıp onunla oynuyormuş. Bir aşağıya, bir yukarıya koşuşturup duruyormuş bu insan çocuk. Kağıttan uçağı atıp uçurdukça kahkahalar atıyormuş. Onu gören bizim üç arkadaş da gülmeye başlamışlar. O kadar çok gülmüşlerki karınları ağrımış artık.

Sinemin aklına harika bir fikir gelmiş.

Eğer bu çocukla konuşabilirlerse, belki çocuk onları uçağıyla karşı tarafa uçurabilirmiş. Özlem ile konuştuktan sonra, belki tekrar o karşı taraftan bu tarafa uçabilirlermiş yine aynı uçakla. İnsan çocuk dev olduğu için Mavi nehir’i geçmek hiç de zor değilmiş ki onun için. Herkes bu fikri çok sevdi. Ama bir sorun vardı, bu dev çocukla nasıl konuşacaklardır?

Hep beraber konuşmaya karar verdiler. İlk önce Sinem uçarak gidecekti. Çocuk aşağıya bakınca Ahmet ve Kazım’ı da görecekti. Hep beraber çocuğun olduğu yere doğru gitmeye başladılar.

Sinem uçarak çocuğun burnuna kondu.

‘Afedersin. Bize yardım edebilir misin? Senin yardımına ihtiyacımız var.’ dedi.

Dev çocuk Sinem’i anlamıştı. Diğer insanlar gibi sadece vızıltı duymamıştı.

Sinem aşağıya doğru uçarak arkadaşlarının yanına indi. Dev çocuk da yere doğru eğildi ve başladı Ahmet’le Kazım’ı dinlemeye.

‘Benim adım Ömer. Size yardım etmeyi çok isterim.’ dedi gülerek. Sonra kağıttan çok sağlam bir uçak yapmış.

Ahmet, Kazım ve Sinem bu kağıttan uçağa binmiş.

‘Herkes hazır mı?’ demiş dev Ömer.

Hep beraber ‘Evet’ diye bağırmışlar. Ömer kağıt uçağı yavaşça yerden almış.

Bir, iki, üççççç der demez Mavi Nehir’in karşı tarafına fırlatmış uçağı. Uçak gökte süzülmüş, süzülmüş ve karşı tarafa yavaşça inmiş. Üç arkadaş uçaktan iner inmez, koşarak Özlem’in evine gitmişler. Ahmet, kuzeni için hazırladığı kartını verip, doğum gününe davet etmiş. Sonra koşarak uçağın olduğu yere geri gelmişler.

Dev Ömer kocaman iki adım atıp, nehirin karşı tarafına geçmiş.

‘Hazır mısınız, arkadaşlar?’ demiş.

Herkes tekrar ‘evet’ der demez uçağı nehirin karşı tarafına fırlatmış. Bu sefer daha uzağa gitmiş uçak. Dev uçağın peşinden koşmaya başlamış. Hep beraber gülmeye başlamışlar.

Sonra Örümcek Ahmet, hazırladığı kartlardan bir tane yeni arkadaşları Ömer’e vermiş.

‘Daha önce hiç bir örümceğin doğum gününe gitmemiştim. Mutlaka geleceğim.’ demiş.

Bizim üç arkadaş, Ömer’le vedalaşıp, evlerine doğru gitmeye başlamışlar.

 

 

Biz de Çocuktuk

Çocuklarla yetişkinler o kadar farklılar ki, bir birlerinin zıttı. Sanki bir dönem çocuk olmamışız edasıyla dolanıp, büyüklük taslıyoruz oraya buraya. Koca koca parmaklarımızı sallıyoruz hatta olur olmaz çocukluk şeylere. 

Halbuki ne kadar kolay çocuklar için mutlu olmak. Küçük küçük şeylere dakikalarca gülebiliyorlar. En üzgün zamanlarında, küçük bir sürprizle ya da sabunlu suyla yapılan baloncukla birden somurtan o küçücük, güzelim yüzleri birden yırtılacakmış kadar genişler ve o kahkaha sesleri, ne kadar yorgun olursanız olun size büsbütün bir enerji veriyor. İyi ki diyorsunuz, iyi ki varlar…

Ama çoğu zamanda, bizden küçük oldukları için bir patronluk taslıyoruz onlara. Koşma, yapma, etme, buraya gel, onu ye, bunu giy, öyle davran, tırmanma, sus, ağlama… bu liste uzar gider ucunu yakalayamayız. 

Çocuk bu arkadaşım! Koşacak, bağaracak, tırmanacak. Biz insan yetiştiriyoruz, kafeste kuş beslemiyoruz.

Malesef hepimiz yapıyoruz bunları. Ben de, sen de o da.

Ne zaman içimizdeki çocuk öldü? E biz de çocuktuk. Evet şimdiki nesilden biraz da olsa farklıydık. Ama biz de çocuktuk. Küçücük baloncuklarla mutlu olan biz, şimdi mutlu olmak için dünyaca şeye ihtiyaç duyuyoruz. Baloncuğun yerini markalar, sıfatlara değişir olduk. 

Ne zaman çocuklara kızmaya kalksak, 5 saniye de olsa içimizdeki çocuğu devreye sokalım ve çocuklar gibi düşünmeye çabalayalım. Bak o zaman çoğu sorun hallolacak.

Bu arada küçük prensi mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Tekrar çocuk olmamız için iyi bir rehber.

Zorla Güzellik Olmaz

DSC_0584

Odelia, dans etmeyi çok seviyor. Müzik aletlerinden de kemana bayılıyor. Sporda da futbol ve atletizme bayılıyor.

Bulunduğumuz şehirde malesef dansla ilgili hiç bir kurs yok. O yüzden başka bir bahara kaldı bale isteği.  Geçen kış, küçük bir maceramız olmuştu buradaki müzik kursuyla. Biz ev eğitimi yaptığımız için haftaiçi hafta sonu farketmiyor. Odelia keman istediğini söyledi bizde iki kurstan birini seçtik. Tam herşeye karar verdik ki, öğretmen keman için çok erken olduğunu anca piyano dersine başlayabileceğini söyledi. Biz de uzman diye, Odelia’nın isteği yerine  öğretmenin isteğini seçtik. İyi halt ettik!

İlk kurs günü Odelia çok gergindi. Sıcak çikolata ısmarladık, biraz muhabbet ettik. Öğretmenin beklentileri, ilk defa piyano dersi alan bir çocuktan bekleyemeyeceği kadar yüksekti. Mesela sağ parmaklarını çok güzel kullandı. Ben şaşırdım. Öğretmen biraz daha abartarak sol parmaklarını da tuşlar üzerinde kullanmasını istedi. Ben buna daha da şaşırdım. Çünkü sol parmaklar için çok erken olduğunun farkındaydım. Odelia onları da biraz zorlandıktan sonra kullanmaya başladı. Aynı gün içinde, yani ilk dersinde. öğretmen biraz daha abartarak her ikisini de aynı anda kullanmasını istedi. Odelia bunu duyunca, öğretmene bunun şimdi zor olduğunu daha sonra ki derste yapabileceğini söyledi. Ama öğretmen bana mısın, diyerekten daha da zorlamaya başladı. Ben buraya kadar hiç bir müdahale etmedim. Odelia’nın kendisini ifade edebilmesini bekledim. Onun için zor olan şeyleri, kolay olan şeyleri en iyi kendisi biliyordu çünkü.

Öğretmen, biraz sinirli çıktı. Odelia zorlanınca söylediği halde, dinlemeyip yapması için zorlamaya başladı. Sesi yükselmeye başlayınca ben araya girdim. İlk dersi olduğunu hatırlatıp, isteklerinin biraz fazla olduğunu söyledim. Öğretmen toparlandı bir 5 dakikalığına. Ondan sonra yine abartmaya başlayınca, dersi erken bitirmeyi teklif ettim. Adam sevinerek onayladı.

Ondan sonra Odelia bir daha, gitmek istemedi ve gitmedi. Çocuk bir kere dersten soğudu. Ben de çok ısrar etmedim.

Ben bu olaydan ders almadım ne yazık ki!

Geçenlerde il gençlik bakanlığı merkezine gidip, her hangi bir kurs olup olmadığını öğrenmek için. Odelia yüzmek, futbol veya atletizim içinden birşeye gitmek istediğini söyledi. Malesef, yüzme kursuna 7 yaşından küçük çocukları kabul etmediklerini söylediler. Futbol kursu bırakın bünyelerinde, şehirde bulunmadığından bahsettiler. Atletizmin burada olmadığını söylediler. Elde bir tek halter ve basketbol kaldı. Halterin çocuklar için uygun olmadığını düşündüğümden dolayı hemen eledim. Kaldı basketbol!!! Geçen hafta o maceraya da daldık balıklamasına. İlk iki gün zorlanmasına rağmen çok iyi alışmaya başladı Odelia. Ama 4-5 senelik oyuncularla 2 günlük oyunculara aynı dersi vermeye devam ettiklerinde bir hayli zorlandı. Haklı da kendisine göre. 2 günlük oyuncuyla, 5 yıllık oyuncunun alacağı ders aynı olmamalı. Haksızlık! Herkese haksızlık. Basketbol maceramızda böylelikle sona erdi.

Elde ne mi kaldı? Bir çok ders bana!

*Çocukların isteğine daha da saygı duymalıyız.

*Sırf kendimiz ya da başkaları diye çocuğa istemedikleri şeyleri dayatmamalıyız. Çocuk istemediği bir şeyde ne mutlu olabilir ne de başarılı.

*Her kursa güvenmeyip, daha da araştırmalıyız.

*Her ne olursa olsun, çocuk bir şeyi istiyor ve kurstaki öğretmen başka bir şeyi diretiyorsa, arkanıza bakmadan kaçın!

*En önemlisi, çocuğunuza inanmanız ve saygı duymanız. Böylece çocukta hem bir birey olduğunu daha hızlı anlayacak hem de kendine olan güveni artacaktır.

Başlıkta da dediğim gibi zorla güzellik olmuyor.

Başkalarını Değil, Çocuğunuzu Dinleyin!

IMG_0384
Evlenmeden önce ebeveynlik hakkında, belli düşüncelerim vardı. Nasıl çocuk yetiştirilir, nasıl disiplinli olunur vb!
Evet ne kadar aptalmışım diye düşünüyorum şimdi.
Zavallı ilk çocuğum Odelia. Tabiri caizse deneme tahtasına döndü!
İlk çocuk ya, herkesin söyleyeceği bir şey vardı. Evet bazı tavsiyeler iyiydi ama herkes farklı farklı tavsiye veriyor, ebeveynlikle ilgili, hepsi birbirinden farklı kitap tutuşturdular elimize! İlk çocuk ya, herkes bizden daha fazla tecrübeli ya hem ben, hem David tam bir kaos yaşadık. İşte oyun saati şu, emme saati bu, yaramazlık yaptığında ‘disiplin’ adı altında popoya şaplak (malesef başkalarının tavsiyesine uyduk! Keşke hiç denemeseydik), toplum içinde onu bunu yapmasın, ağlamasın (bazen çığlıklara dönse de) vb şeylerdi tavsiyeler ve yaptıklarımız…
İkinci çocuk bize, her çocuğun özel olduğunu öğretti. Her çocuğun sevmesi, öpmesi, sinirlenmesi, hassasiyeti, kahkahası, oturması kalkmasının özel ve tek olduğunu öğretti.

IMG_0358

Bizde doğru zannettiğimiz herşeyi unutmaya karar verdik. ‘Disiplin’ zannettiğimiz şeyin çocukları korkutmaktan başka birşey olmadığını anladık . Çocuklar her ağladığında susturmaya çalışmak yerine ( bebeklerden bahsetmiyorum ) onlara sarılıp, rahatlayana kadar ağlamalarını beklemeye başladık. Çünkü ağlamak, bizde olduğu gibi çocuklarda da duygu ifadesidir. Onlara çocuk olmanın anlamını dolu dolu yaşamalarına izin vermeye başladık.

IMG_0343

Sırf başkalarını yada egomuzu tatmin etmek için, çocuklarımızın kendileri gibi davranmalarına izin vermeye çalışıyoruz.
Kendi suçumuz yüzünden çocuklara ceza vermek en sakıncalısı… Örneğin, yerine koyulmayan bir boyanın halılarınıza yeni bir tasarım katması, çocuğumuzun değil bizim suçumuz…

Başkalarını değil, çocuklarımızı dinlemeyi öğrenmeliyiz!

Erkek Çocuk Yetiştirmek Çok Daha Zor!!!

IMG_0230

Aslında toplumda erkek çocuk yetiştirmek, kız çocuk yetiştirmekten çok daha zor!

Evet her ikisinin de zorlukları var! İki kız ve bir erkek annesi olarak, erkek çocuklarının üzerindeki baskı daha fazla!

“Erkek kısmı iş yapmaz!” en çok kullanılan kelimedir mesela! Hayır efendim! Yok öyle bir şey. Erkek kısmı gayet de güzel iş yapar. Tabakları masaya güzelce koyar, yerleri süpürmeye yardım eder bunun gibi birçok ev işini yapabildiği gibi.

Mesela bugün Odelia ve arkadaşım, JJ’yle oynamak istemeyince yemek yaparken mutfağa çağırdım beyefendiyi. Eline verdim sosisle yağ bıçağını. Yemek için kesmesini istedim. O kadar çok sevindi ki! O yemekten 3 tabak yedi!!! Odelia “Ellerine sağlık JJ” (Çünkü sırf sosisleri kestiği için tü yemeği JJ yapmış oldu! Ben sadece yamak olarak ona eşlik ettim!) JJ kendisiyle gurur duyarak “bir şey değil!” dedi.

Evet, çocukların kendileriyle gurur duymaları kötü bir şey değil. Bırakın çocuklar kendileriyle gurur duysunlar. Bir şeyleri yapmalarına izin verin! Belki bizim için küçük olabilir yapacakları şey, hatta arkalarından daha fazla iş de çıkabilir ama çocuklarınızın nasıl birer bireyler olmaları gerektiğini şimdiden göstermeniz gerek.

Bırakın başkaları ne derse desin! Çocuklarınız başkalarının laflarından çok daha önemli! IMG_0246

“Erkekler ağlamaz!” beni benden alan başka bir cümle! Niye erkekler ağlamaz? Onların canı yanmaz mı? Düştüklerinde gelip annerine sarılınca ne olur ki? Ben oğlum ağladığında gidip ona sarılıp, acısı bitene kadar ağlamasına izin veriyorum! Ağlamak ta bir duygu ifadesidir. Korktuğunda, incindiğinde, sevindiğinde, yorulduğunda erkeklerin de ağlamaları gayet normal!

Her ağladığında oğlunuza sarılıp sakinleşmesini bekleyin! Ona erkek adamın da ağlayabileceğini öğretin oğlunuza!

wpid-dsc_0414.jpg

“Ama o erkek!” diye kayıranlar var oğlanları! Eee, erkekse ne değişir? Unutmayın ki erkek diye oğlunuzu diğer çocuklarınızdan ayıramazsınız! Erkekse diğer çocuklarınızdan üstün değildir. Mesela bugün birisiyle konuştum. Üç tane çocuğu vardı bu adamın! İki kız, bir erkek… “Oğlum çok akıllı, tüm ödevlerini ablalarına zorla yaptırıyor. Onları dövmeyle tehdit ediyor… Biz de oğlana kıyamıyoruz. Mecburen kızlara yaptırıyoruz ödevlerini!” bu sohbetin neresinden tutarsanız elinizde kalır! Çünkü ben hiçbir yerinde doğru olan bir hareket göremedim ama konumuzla alakalı olan yeri oğlan olduğu için, kız kardeşlerini ezebiliyor… Hatta ileriye gidip dövme tehdidinde bile bulunabiliyor.

Kız ve erkek çocuklarının arasında hiçbir fark yok!!!

İzin vermeyin hem kendinize, hem çevrenizdekilere!!!

Sevgili Anne Yargıçları

image

Sevgili anne yargıçları,
Her ne kadar bu yargıçlık ne alaka diye düşünsenizde, anneliğim hakkında herşeyi yargıladığızdan en uygun meslek dalı budur diye düşündüm.
Evet çocuklarımın betona da, çimene de oturmasına izin veriyorum. (Merak etmeyin kısır yapmayı bunlar. Şekil a’da olduğu gibi).
Evet çocuklarım yağmurda oynamaya bayılıyorlar. Ayaklarında çizme olduğundan bol bol da zıplıyorlar. Merak etmeyin şeker olmadıkları için erime ihtimalleri çok az.
Hayır efendim, çocuğum her üşüttüğünde evimin hijyenini sorgula hakkınız yok. Ya da abartıp, çocuğa iyi bakamadığımı iddia etmeye. Çocuklarımın sağlıklarını sizden daha çok düşünüyorum. Sonuçta cam fanusta büyümüyorlar.
‘Aa ne gluten alerjisiymiş canım, bizim zamanımızda hiç yoktu bu. Ne cins çocukların var?’ muhabbettine hiç girmeyin. Yenisiyle değiştirmiyorlarmış çocuk reyonunda.
Evet dünya nüfusunu benim çoğaltacağımı düşünenler, çocuklara ben baktığım sürece problem yok. Nasılsa benim yerime gelip bakmıyorsunuz.
Çocuklarımı, 20 yaşında birisiymiş gibi giydirmemi bekleyen arkadaşlar, benimkiler rengarenk seviyor. Modayla alakaları yok şimdi. Çocuk olmakla meşguller.
Çocuklarım çamurla oynuyorlarsa sen hiç kaygılanma. Çamaşırlarını yıkayan da benim. Kirlenmek güzeldir.
Evet rahat gözüküyor olabiliriz. Çocuklarımın bu zamanda, en zor işi başarmaya çalıştıklarının farkındayım. Sadece çocuk olmak. Ama aynı zamanda bir birey olmak. Onlar bizim kuklamız değil ki her söylediklerimizi nedensiz yapsınlar.

Sadece çocuklara biraz saygı. Çocukluğa biraz saygı

Anneler de Kadın!

DSC_0509

Çocuklardan sonra, farkında olmadan hem kendime hem de eşime haksızlık ettim.

Hani zaten herşey kontrolümüzün altında, herşey güllük gülistanlık gidiyor ne gerek makyaja, ne gerek bakıma, hele kıyafet değiştirmek bir ölüm, zaten iki dakikaya kalmadan ya Abbey bulduğu bir şeyleri getirip üzerime sürecek ya da JJ çaktırmadan atıştırdıktan sonra üzerimi peçete niyetine kullanacak derken, kendimi ne kadar ihmal ettiğimin farkına vardım.

Sağolsun David bir gün ağzından kaçırdı.

İlk önce bu gafleti her ne kadar canımı sıktıysa da, buzlu banyo etkisi yaptı üzerimde.

Etkisi hala devam ediyor.

En son ne zaman gerçekten beğendiğim için bir kıyafet aldım kendime diye düşünmeye başladım.

Maalesef biz kadınların yaptığı en büyük hatayı yaptım farkında olmadan. Kendini fazlasıyla unutmak.

Biz anneler, anne olduktan sonra ya tüm dünyanın bize acıyıp yardım etmesini bekliyoruz ya da anneliğin tarifini 2-3 nesil öncesine göre ayarlayıp, bugüne taşıyoruz.

Mesela çoğumuzun saç modeli aynıdır. Ya at kuyruğu, ya dağınık topuz (benim favorimdi çünkü taramaya bile gerek yok) ya da kısa kesim.

Ya kıyafetlere ne demeli? Yazın kapri tarzı, kışın jean pantolon üzerine ne bulduysak o güne artık. Kesinlikle beyaz ya da siyah değil! Çünkü kiri en çabuk gösteren onlar.

Makyaj mı? Ben iki günde bir banyo yapabiliyorsam en büyük lüksüm!

Çocuk sayın fazla diyenleri duyuyor gibiyim! Bunun çocuk sayısıyla hiçbir alakası yok! Tek çocuklu olanların hali de benden aşağı kalır bir yanı yok!

Onca şey varken bunlara nasıl zaman bulabiliriz ki?

Keşke bir günde 30 saat falan olsaydı da biz de rahat etseydik ama maalesef 24 saat var!

Pek planı sevmesem de bunun tek çaresi plan!

Günümüzü planlamak! Evet çocuklarla planlar ne kadar çok sürer onun da farkındayım. Ama abartmayın planda da! Şu saatte bunu yapacağım diğer saatte çocuk altını değiştireyim değil!

Oturup saatlerce bu akşam da ne pişireyim diye düşünmek yerine, bir haftalık liste çıkartın.

Bugün hangi kıyafetleri yıkayayım diye düşünmek yerine bir haftalık çamaşır listesi çıkartın.

Ama bunların içinde en az yarım saatte kendinize ayırın!!!

Benim yarın ki ilk işim listeleri hazırlayıp, sıcak bir duş almak!

Ondan sonrasını hep beraber göreceğiz!

Listelerin birer örneklerini de yakın zamanda yayınlayacağım!

Sevgili Herşeyi Bilen Yabancı

DSC_0958(Bir çocuk fazla burada 🙂 Hala 3 çocuğumuz var)

Sevgili herşeyi bilen yabancı,

Havaalanında, otobüste, tüm diğer halka açık alanlarda, ya da apartmanda çocukların en ufak sesine dayanamayıp bir çok şey mırıldanıp, çocuk sayısını ve yaşlarını da görünce attığın o bakışlar oklardan daha beter.

Çoğu da haddini bilmeden, her şeyi karışan cinsten…

Kusura bakma çok sert oluyor ama senin çocuklarım üzerinde ki etkinin yanında bir hiç.

O her defasında önce çocukların sayısına bakıyorsun ya aklından geçen soruları cevaplayayım.

1. Evet aile planlamasından haberim var. Çocuklarımın sayısı cahilliğimizden değil, çocukları sevdiğimizden ve böyle karar verdiğimizden.

2. Çocuk sayısı cahilliğin boyutunu göstermez.

3. Çocuklarımın hiç biri kaza değil. Şayet kazanın sonuçları hep kötüdür. Hayır kaza degil yazısında okuyabilirsin.

4. ÇOCUKLAR AĞLAR!!! Bu çok normaldir. Anormal olarak karşılamak, anormalliktir. Erkekler çocuklar da dahil!!! Herkesin duyguları ve bunu dışarı çıkarma yöntemi farklıdır.

DSC_0952

5. Çocuklarımın ne zaman aç, ne zaman incindiğini, kaç kilo alması gerektiğini senden daha iyi biliyorum… Nasıl olsa 24 saat yanlarındayım. Ben anneleriyim.

6. Çocuklarım hangi kıyafette mutluysa (mevsimine göre alternatiflerimiz var), o kıyafeti giyebilir. Toplumun düşünceleri ne benim, ne onların umrunda ki zaten onlar ÇOCUK!

DSC_0206

7. Çocuklarımı kendi izinleri olmadan mıncıklama!!! Saygı biraz…

8. Sakın ama sakın çocuklarıma ne yapmaları gerektiğini söyleme…

9. Onları saçma sapan şeylerle ne korkut ne tehdit et!!!

10. Çocuklarıma gerektiği ilgiyi ve alakayı veriyorum. Boşuna acıma!!!

Bunları yerine getirince hepimiz güllük gülistanlık yaşayabiliriz…

O kadar Kolay Değil

Bazen her şey, özellikle blogcu annenin dediği gibi annelik toz pembe değilmiş. Özellikle 3 taneyse çocuklar. Bugün JJ’in doğumgünü ve yeni evde az da olsa hazırlık yapayım dedim. Neyse ayrıntıları başka bir postta yazacağım. Hiç birşey istediğim gibi gitmedi. Hiç kimse bir teşekkür bile etmedi. Ben de en sonunda patladım. Mutfağın kapısını kapattım ve muslukları açtım. Her şey yepyeni, farklı bir ev, farklı bir kültür ve farklı eşyalar. Bir de üstüne üstün 3 tane küçük çocuk. Bugün ilk defa ne kadar yorgun olduğumu hatırladım, bir de saat 5’te kalkınca tam bir düğün havası.

image

Herşeyden veryansın ederken bir post okudum. İyi olan herşeyin ne kadar da çaba istediğine dair. Yorgunluğun bizi yönetmemesinin önemine dair.

image

Tam da ihtiyacım olduğu bir zamanda. Ondan sonra bayağı bir düşündükten sonra ne kadar şanslı olduğumu, sahip olduğum üç bücürün bana kattıklarının, götürdüklerinden daha fazla olduğu kanısına vardım. Çoğu zaman bana soruyorsunuz ya “3 çocuğa nasıl cesaret ettin? Bizim için bir tanesi zor” diye, kolay değil… Hiç kolay değil ama çok heyecanlı, hergünü ayrı maceralı.
Sadece o günün tadını çıkarın.
Uzun lafın kısası bazen cinnet geçirmeye ramak kalsa da iyi ki bu kadar çocuk yapmışım.

image

image

Sonbahar Geldi, Örgüler Çıktı

DSC_0657

Artık soğuk iyice hissettiyor kendini! Biz de yün örgüleri çıkaralım bir güzel ısınalım dedik.

Bu sene daha daha hoşuma gitmeye başladı örgüler.

Tamamen uykulu kızım dışarı çıkmadan, ağzı açık bir şekilde yakalandı.

Biz şu marka bu marka diye pek takıntılı değiliz. Bence çocukları bizim isteklerimize göre değil de yaşlarına göre giydirmek en mantıklısı.

Bence Abbey’nin bu patikler, kazak ve külotlu çorapla ki hali MANGO’nun çocukları 25 yaş büyüttükleri, büyümeye özendirdikleri halinden milyon kat daha güzel!  Bu arada her hangi bir külotlu çorap, patik ve ya örgü satan kişiler sponsor olmak isterse kapımız açık. 😀

Şayet bu yıl bol bol örgü giydirmek niyetindeyim bizim 3 bebeye!