Kaybolmuş Anahtar

Bir gün odada oyalanırken bir anahtarlık buldum. Üç tane paslı mı paslı anahtar ilişmiş ucuna. Anahtarların üçü de farklı farklı. Belli ki farklı kapıları açıyorlar. 

Daha önce hiç görmediğim anahtarlar bunlar. Evdeki odaların kapılarını teker teker deniyorum ama yok. Hiç birine uymuyorlar. Zaten şimdiki kapılar da nerede bu anahtarlar? Hepsi fabrikasyon. Tek tip. O eski el işlemeleri yok ki. Yapan var mıdır hala o da meçhul. 

Yani anlayacağın bizim eve ait değil o anahtarlar. Çocuk güvenliği hat safhada. Yok öyle kilit bizim evde, banyo hariç. O da mahremiyet zaten. Aslında mahremiyetten çok benim dinlenme yerim de diyebilirim. Çocuklardan kaçabildiğim zamanlarda, oraya sığınıyorum ben. Iki dakika da olsa yetiyor bana. Nefes alıp, şarj ediyorum kendimi. Sonra yine bir curcuna.

Ne diyordum ki ben? E nereye ait o zaman bu anahtarlar? Bütün gün düşünüyorum ama bulamıyorum. Tabi bu arada bilmem kaç defa emziriyorum bizim küçüklüğü. E bezini de bilmem kaç defa değiştiriyorum. Sonra diğer çocuklar var. Onları doyurmak lazım. Hem fiziksel, hem zihinsel, hem de sevgisel. Günün çoğu bu işlerle bitip gitti. Ertesi gün aramaya karar verdim anahtarların kapılarını. Bir gün önceden plan yaparsam, çok daha kolay geçecek günüm. İnanıyorum. İnanmak istiyorum.

Biraz daha rahat başlıyorum güne. Niye daha önce plan yapmadım ki. E neyse bundan sonraki günlere nice nice planlar yaparım artık. 

E oraya bakıyorum, buraya bakıyorum ama anahtarlar hiç bir yere uymuyor. Derken dışarıya çıkıyorum çocuklarla. Biraz oyalanıyoruz. Eve gelince de oyun oynuyoruz, yemek yiyoruz, yine oyun oynuyoruz. Derken tek başlarına  oynamaya başlıyor çocuklar. Fırsattan istifade ediyorum hemen koşup, anahtarları sakladığım yerden alıyorum. Tekrar evin içini eşeleyip, anahtarlara uyan bir şeyler arıyorum. Dolapların içini, yatakların altını, akla gelebilecek her yere bakıyorum. Derken dolabın üstünde, köşeye sıkışmış ufak bir sandık geçiyor elime. Hemen alıp yatağımın üzerine bırakıyorum. 

Allah Allah! Bu da nereden çıktı ki şimdi? Hıı, şimdi hatırladım. İlk çocuğuma hamileyken koymuştum bu sandığı buraya. İçinde ne vardı ki? Onu bile unuttum. Sandığı açmaya çalıştım ama açılmıyor. Sandık dediğime de bakma canım.Ufak bir kutu. Yanında bir kilit var. Yok artık, ne koymuşum ki içine bir de kilitlemişim böyle. Garip. Zaten arada tutar bu garipliklerim benim. 

Anahtarları bu sandığın kilidinde de denemeye karar verdim.

İlk anahtar, ikinci anahtar derken üçüncü anahtar deliğe uydu. Sandığın kapağını açarken o kadar heyecanlandım ki, kalp atışlarımı duyabiliyordum. İçinden başka bir kutu ve eski bir fotoğraf çıktı. Çocukluğuma ait. Uzun zamandır çocuk benin varlığını unutmuştum. Yetişkin ben, başka işlerle o kadar çok meşguldü ki, kim olduğunu hatırlamıyordu. 

Resimi alıp, aynaya koştum hemen. Lohusa topuzu dedikleri topuz vardı saçımda. Gözlerimin altında koyu halkalar oluşmuş. Tabi ki olur! 1 seneden beri deliksiz uyumadım. Boşverdim onu bunu. Gözlerimin içine baktım uzun uzun. O eski kıvılcımı bulabilir miyim diye çok uğraştım. Küçücük bir iz buldum. Biraz daha yaklaştım aynaya. Gözlerimi kocaman açtım bu sefer. Evet, hala kıvılcım vardı. Hayal etmeye devam edebilirim. Derin bir iç çektim. Uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar rahatladım. Küçük damlalarda aktı gözlerimden. Sevinç gözyaşlarıydı bu sefer. 

Yatağın üzerine oturdum tekrar. 

Kaldı iki anahtar sadece. 

İlk anahtar uydu bu sefer. 

Hayda… yine ufak bir kutu çıktı. 

Siyah, uzun bir kuş tüyü de vardı kutuda. Bir de boş bir mürekkep kutusu. 8 yaşındayken sokakta bulmuştum bu tüyü. 1 hafta boyunca yanımdan ayırmamıştım. Sonra annem bana bununla yazı yazabileciğimi söyleyince, babam işten gelirken bir kutu mürekkep ve ajanda almıştı bana. Sonra her gece ajandaya, küçük öyküler uydurup yazdım. 

Aceleyle anahtarı aldım elime yine. Bu sefef ellerim titriyordu. Anahtarı bile deliğine zor oturttum. 

İçinden o ajandam çıktı. Ajandayı elime aldım. İlk sayfayı okuduktan sonra, hüngür hüngür ağlamaya başladım. 

Yıllar önce büyümeye çalıştığım için içimdeki çocuğu, hayallerimi kaybetmişim. Elime aldım ajandayı. Çocuklarımın yanına gittim. Önce saçlarından öptüm koklaya koklaya.  Sonra da dünyanın, benden çaldığı hayalleri, onlardan çalamayacağını göstermek ve ögretmek için, kendi hayallerimi hatırlaďım. 

Kırtasiyeden bir ajanda, bir mürekkep aldım. Ilk sayfasına yazmaya başladım bile. 

Tam kendimi kaybetmişken, kaybolan anahtarla kendimi buldum tekrar.

Sağa sola iyi bakın. Köşenin birinden size giden bir anahtar mutlaka vardır.

Başkalarını Değil, Çocuğunuzu Dinleyin!

IMG_0384
Evlenmeden önce ebeveynlik hakkında, belli düşüncelerim vardı. Nasıl çocuk yetiştirilir, nasıl disiplinli olunur vb!
Evet ne kadar aptalmışım diye düşünüyorum şimdi.
Zavallı ilk çocuğum Odelia. Tabiri caizse deneme tahtasına döndü!
İlk çocuk ya, herkesin söyleyeceği bir şey vardı. Evet bazı tavsiyeler iyiydi ama herkes farklı farklı tavsiye veriyor, ebeveynlikle ilgili, hepsi birbirinden farklı kitap tutuşturdular elimize! İlk çocuk ya, herkes bizden daha fazla tecrübeli ya hem ben, hem David tam bir kaos yaşadık. İşte oyun saati şu, emme saati bu, yaramazlık yaptığında ‘disiplin’ adı altında popoya şaplak (malesef başkalarının tavsiyesine uyduk! Keşke hiç denemeseydik), toplum içinde onu bunu yapmasın, ağlamasın (bazen çığlıklara dönse de) vb şeylerdi tavsiyeler ve yaptıklarımız…
İkinci çocuk bize, her çocuğun özel olduğunu öğretti. Her çocuğun sevmesi, öpmesi, sinirlenmesi, hassasiyeti, kahkahası, oturması kalkmasının özel ve tek olduğunu öğretti.

IMG_0358

Bizde doğru zannettiğimiz herşeyi unutmaya karar verdik. ‘Disiplin’ zannettiğimiz şeyin çocukları korkutmaktan başka birşey olmadığını anladık . Çocuklar her ağladığında susturmaya çalışmak yerine ( bebeklerden bahsetmiyorum ) onlara sarılıp, rahatlayana kadar ağlamalarını beklemeye başladık. Çünkü ağlamak, bizde olduğu gibi çocuklarda da duygu ifadesidir. Onlara çocuk olmanın anlamını dolu dolu yaşamalarına izin vermeye başladık.

IMG_0343

Sırf başkalarını yada egomuzu tatmin etmek için, çocuklarımızın kendileri gibi davranmalarına izin vermeye çalışıyoruz.
Kendi suçumuz yüzünden çocuklara ceza vermek en sakıncalısı… Örneğin, yerine koyulmayan bir boyanın halılarınıza yeni bir tasarım katması, çocuğumuzun değil bizim suçumuz…

Başkalarını değil, çocuklarımızı dinlemeyi öğrenmeliyiz!

Sevgili Anne Yargıçları

image

Sevgili anne yargıçları,
Her ne kadar bu yargıçlık ne alaka diye düşünsenizde, anneliğim hakkında herşeyi yargıladığızdan en uygun meslek dalı budur diye düşündüm.
Evet çocuklarımın betona da, çimene de oturmasına izin veriyorum. (Merak etmeyin kısır yapmayı bunlar. Şekil a’da olduğu gibi).
Evet çocuklarım yağmurda oynamaya bayılıyorlar. Ayaklarında çizme olduğundan bol bol da zıplıyorlar. Merak etmeyin şeker olmadıkları için erime ihtimalleri çok az.
Hayır efendim, çocuğum her üşüttüğünde evimin hijyenini sorgula hakkınız yok. Ya da abartıp, çocuğa iyi bakamadığımı iddia etmeye. Çocuklarımın sağlıklarını sizden daha çok düşünüyorum. Sonuçta cam fanusta büyümüyorlar.
‘Aa ne gluten alerjisiymiş canım, bizim zamanımızda hiç yoktu bu. Ne cins çocukların var?’ muhabbettine hiç girmeyin. Yenisiyle değiştirmiyorlarmış çocuk reyonunda.
Evet dünya nüfusunu benim çoğaltacağımı düşünenler, çocuklara ben baktığım sürece problem yok. Nasılsa benim yerime gelip bakmıyorsunuz.
Çocuklarımı, 20 yaşında birisiymiş gibi giydirmemi bekleyen arkadaşlar, benimkiler rengarenk seviyor. Modayla alakaları yok şimdi. Çocuk olmakla meşguller.
Çocuklarım çamurla oynuyorlarsa sen hiç kaygılanma. Çamaşırlarını yıkayan da benim. Kirlenmek güzeldir.
Evet rahat gözüküyor olabiliriz. Çocuklarımın bu zamanda, en zor işi başarmaya çalıştıklarının farkındayım. Sadece çocuk olmak. Ama aynı zamanda bir birey olmak. Onlar bizim kuklamız değil ki her söylediklerimizi nedensiz yapsınlar.

Sadece çocuklara biraz saygı. Çocukluğa biraz saygı