Sri Lanka’da Son günlerimiz

  

 

Bir Colombo, bir Jaffna hakkında yazayım dedim ki haksızlık olmasın bu güzel şehre. Eşim buralı olduğu için çoğu zamanımız burada geçti. Burası gerçekten güzel bir şehir olmasına rağmen değerini bilen pek yok! Mesela kumsalları o kadar güzel ki, orada aylarca kalabilirim. Ama bomboş olması beni bir o kadar şaşırttı, bir o kadar da üzdü. 

  
İnsanların hayatları sadece iş, okul ve Tapınak arasında geçiyor. 

 
Biz üç kalmayı planlarken kayınvalidem ve sürekli hastalık unsurları iki ayın gayet de yeterli olacağını hatırlatması gereğiyle 9 gün sonra dönüyoruz!  

Bebelerin her tarafının yara bere olması da işin cabası. Alerji diye düşünüyoruz. 

Buradayken fazla internet kullanamıyoruz. Adsl var internet var amma ve lakin adslin kapalı Olması gerektiğini savunan MBA okumuş bir de görümce var! 

 
Bu tatilde (hmm ne kadar tatil olduğu konusunda şüphelerim var) öğrendiğim bir çok ders var.

  1. Kayınvalideymiş, akrabaymış bunlarla yaşama gibi bir şey söz konusu bile OLAMAZ!
  2. Kimse için hiçbir şeyimi değiştirmeme gerek yok. Şayet kimseyi mutlu edemiyorsun!

  3. Kendim mutlu değilsem, çocuklarımı da çevremdekileri de mutlu edemiyorum.

  4. Saçlarımı Colombo’ya gider gitmez ilk işim kestirmek. Zaten istiyordum. Bitlenince mecbur kalıyorum.

  5. Yanında her zaman bit ilacı taşı.

  6. Bir bavul oyuncak getirmeye gerek yok.

  7. Yanında kendin için bir iki kitap taşımayı asla unutma.

  8. Her kötü işin bir getirisi var. Mesela roman yazmaya başladım. Bir ay içinde bitmesini umuyorum. Bir de basacak yayınevi buldu mu keyfime diyecek yok.

Bizi takip etmeye devam edin! Şayet memlekette bol bol yazacağım, resimler koyacağım. 

Hayat Kurtaran Aktiviteler

  

Bir çok ahşap blok, bir çok kitap okuma seansı, bütün gün evde tıkılı kalmanın tek bir nedeni var: HASTALIK!

Tam da Istanbul’a dinlenmek için gelmişken hem de!

Zaten 1 hafta David’in görüşmeleriydi, çocukların adapte olmalarıydı derken uçtu gitti. Tam hadi birşeyler yapmaya başlayalım derken Abbey’nin vücudunda kızarıklıklar çıkmaya başladı. Yediği birşeye alerjisi olduğunu düşündük. Yediklerini kontrol ettik ama bir alerji durumu değildi. Bir haftada en az 4 defa tüm çarşafları değiştirdim, kızarıklıklar arttı. Bu da yetmezmiş gibi JJ 40C ye kadar ateşlendi. Ateşi düşmeyince hastaneye götürdük. Sadece biraz boğaz kızarıklığı ve enfeksiyon olduğunu söyledi doktor. Hazır gelmişken Abbey’i de bir gösterelim dedik. Tahmin edin ne çıktı! SU ÇİÇEĞİ!!!

Tam da İstanbul’da…Tam da dinlenelim derken!!! Tam da haftasonu için plan yapmışken!

Bu hafta 3 çocukta hastalandı ve eğlence başladı!

Geç uyumalar, gecenin yarısı uyanmalar ve sabah erkenden kalkmalar… En önemlisi de Odelia da, JJ de, Abbey de hastayken çok ama çok konuşuyorlar. Öyle böyle değil… 10 saniye sessizlik için kendimi tuvalete kapattığımda oldu… 11. saniye 3’ü de kapının diğer tarafından bana seslenmeye başladı. Ama 10 saniye 10 saniyedir. Onu bulamadıpım zamanlarda oldu.

Bu zamanda benim en büyük yardımcım ise legolar, ahşap bloklar ve kitaplar…

Öyleki kaldığımız evdeki çoğu kitabı defalarca okumaktan ezberledim…. (Kitap evleri, sponsor olur, hediye olur hiç farketmez. Her teklifinize açığız. Bizim bol bol kitap okumak için fırsatımız sizinde bol bol harika kitaplarınız olduğu sürece )

  

Ahem! Normal oturarak ta okumayız çoğu zaman kitapları biz! İlla ki akrobatik hareketler şart! Hem de ateşi olunca yarı çıplak gezmelerini normal karşılıyoruz.

Şanslıyım ki Odelia (5 yaşında) okumayı öğrendiğinden beri çoğu kitabı kendisi okumayı tercih ediyor. Ve şimdi de kendi kendine Türkçe okumayı da keşfettikten beri Türkçe’ye daha da merak saldı. İki dilde de gayet iyi okuyor. Şimdi çoğu zaman o okuyor, ben dinliyorum…

JJ’yle bir kitabı 5 defa ard ardaya okuduğumu bilirim bu hafta… Evet yeni kitaplara ihtiyacımız var artık. Hem bizim evdeki hem buradaki kitapların %85’i bitti.

Evdeki bir diğer “hastalık zamanındaki aktivitelerimiz” kısmının vazgeçilmezi!

  

Saatlerce bu ahşap bloklarla oynayabilirler…Oturup biraz dinlenmeniz için de büyük şanstır. Kahvemi sıcak içmenin verdiği mutluluğu anlatamam…

Bir diğer vazgeçilmezimiz de Legolarımız. Oynandıktan sonra toplamanız şiddetle önerilir. Çünkü bir Lego nun üstüne bastınız mı hiç? Basmadıysanız hiç denemeyiniz. Hani serçe parmağınız bir yere çarpar çığlık atmak isterseniz ya o acıdan çok daha beter bir acı.

Bizim en çok yaptığımız 3 aktivite bunlar hastalıklar boyunca…

Hepinize, özellikle miniklerinize sağlıklı günler!!!

Geleceğin Kadınları ve Kadınlar Günü

IMG_0720[1]

Bugün kadınları günü ve hasta olduğum halde, Odelia ile çıktık kutlamalara!

Çok coşkuluydu, çok güzeldi… Kadınlar kim neder diye demeden en güzel kıyafetlerini giyip, en güzel halleriyle sokaklardaydı! Gönüllerince dans ettiler, halay çektiler, zıpladılar, şarkı söylediler… Birbirini tanıyan, tanımayan herkes birbirine sarılıyor, şakalaşıyor, konuşuyordu. Bunları görmek beni çok duygulandırdı.

Aynı zamanda omuzlarıma koca bir yük yükledi…

Malesef onca kadın ölümleri, tecavüzlerden sonra bir hayli düşünmeye başladık. “İki kızımız var! Biz onları nasıl bu kötü dünyadan koruyacağız? Nasıl her dakika yanlarında olacağız?”…

Bugün cevabı bulduk. Bir o kadar da rahatladık! Bir o kadar umutlandık.

Evet iki kızımız, bir oğlumuz var! Onlara kadınların değerlerini, insanlık değerlerini öğreterek başlayabiliriz.

Kızlarımızı, ne kadar değerli olduklarını, kim olduklarını, kadın olmanın gerçek anlamdaki değerlerini onlara öğreterek başlayabiliriz bu uzun yolculuğa.

Oğlumuza da insanlığın gerçek anlamdaki değerlerini, bir kadına nasıl saygı duyulur, nasıl kadınların onun malı olmadığını ve kadınların en doğal haklarını nasıl korumalarında ve cinsiyet ayrımı yapmadan toplum içinde onların, JJ ile aynı değerde olduklarını öğretmeyle başlayacağız.

Kızlarımız geleceğin kadınları!

Bazen bunu unutsakta öyleler. Onlara haklarını öğretmekle başlayabiliriz mesela! Erkekle kadının nasıl eşit olduğunu, hiç bir zaman birilerinin korumasına muhtaç olmadıklarını göstererek devam edebiliriz. Bizim evde kıyafet hariç çocuklarımızın cinsiyetini ayıran başka özellik yoktur.

Ev işlerine yardım edilecekse hem oğlum hem kızım yapıyor. Tabak kaldırılacaksa ikisi de aynı anda yapıyor.

Lütfen hem kızlarınıza kadınlığın sedece ev temizle, çocuk yap, yemek yapma makinesi  olmadığını öğretelim, hem de oğullarımıza!

Hem oğullarımıza kadınların onların namusu veya başka bir şey olmadığını öğretelim, hem kızlarımıza kimseye ait olmadıklarını.

Hem kızlarımıza kadınların başkasının onları savunmaya ihtiyaçlarının olmadıklarını öğretelim, hem oğullarımıza kadınları aciz varlıklar olmadıklarını!

Belki bizden sonraki nesilde bir kıpırdanma olur !

Umudumuzu kaybetmeyelim!

Bizden sonraki nesilin sapkın olmaması bizim ellerimizde! Ağaç gibi çocuklar. Baktığınız zaman bir çokları gölgesinde yer bulur, sığınır.

Sizin ve geleceğin kadınları olan kızlarımızın KADINLAR GÜNÜMÜZ kutlu olsun

Not: Anlatılacak birçok şey var bu konu ile… Bir daha ki yazılara kalsın artık!

Bir Kez Daha Hoşçakal ve Merhaba

image

(Bu yazı Slugs and  Snails tanıtım yazısıdır)
İstanbul’daki son günümüzü, hep beraber dışarıda geçirelim dedik. Gitmeden yapmamız gerekenler listesinde milyon tane madde varken İstanbul’a uzun süreliğine vedayı bu şekilde yapalım dedik. İstanbul’un soğuk havasında pantolon düşmanı olan Odelia’ya alternatif kıyafet bulmak bayağı bir güçleşti. İmdadıma Slugs and Snails yetişti. Hem kışa uygun kalın, hem de çocuklar için tasarlanmış rengarenk külotlu çorapları var. Odelia gökkuşağı desenli, JJ ise tam bir tutkunu olduğu helikopter desenli külotlu çoraplarına bayıldılar. Rengarenk olmalarına ben daha da bayıldım.

image

Harika bir günün ardından İstanbul’daki evimize de uzun bir süreliğine veda ettik. Biraz buruk biraz heyecanlıyız. Arkadaşlarımızla görüşmeye fırsatımız bile olmadı.
Çocuklar arkadaşlarını özleseler de Güneydoğuda ki eve geleceğimiz için çok sevindiler.

image

image

Uzun bir  yolculuğun ardından tekrar evimizdeyiz.

image

Bizim için ev neresi onu anlama çabalarındayız.

Bırakın Dağılsın!?!

CSC_0652

Biliyorum çok tuhaf geliyor değil mi? Bırakın Dağılsın!

Özellikle bizim kültürümüze çok abez kaçan bir şeydir bu, dağınıklık!

Özellikle “millet ne der?”ler başlayınca hayat belli bir kısır döngüye dönüyor.

Çocuk varsa bir evde, evin derli toplu durması İMKANSIZ! Arkadaşım ben çok denedim! OLMUYOR! Ya da ben olduramıyorum 3 küçük bebeyle… Hal böyle olunca, salıyorum bebeleri sahalara! Ondan sonrası hak getire!

Şaka bir yana, benim gördüğüm ve tecrübelediğim kadarıyla çocuklar çok eğleniyorlar. İkea’dan yada diğer çocuk mağazalarından alınan çadır, evde yapılan çadırın yerini tutmuyor.

Biliyorum, hepimiz çocuklarımız için en iyi olanı istiyoruz. Bu konuda hemfikiriz.

Ama bazen, çocuklarla biz hemfikir olamıyoruz en iyi konusunda.

Aldığımız oyuncak ne kadar pahalı olursa olsun, bıraz oynadıktan sonra malesef suratına bile bakmıyorlar oyuncağın. Biz de gördük ki en iyisi çocuklara kendi dünyasını oluşturmak için şans vermek. O kadar güzel renkli çadırlar gördük ki, ben almayı çok istedim ama ihtiyacımız olmayan şeyleri almak çok mantıklı gelmiyor bizim için. Ve çocuklara gerekli olan malzemeleri verdik. Örtü, çadır iskeletini kuran bir baba, biraz birlikte zaman, biraz hayal gücü ve özgürlük.

O kadar mutlu oldular ki! İki saatten fazla bu çadırla oyalandılar. Daha sonra çadırın yıkıntılarını ortadan kaldırdık.

Bir çok oyuncakta böyle. Boş bir makara, biraz ip bir arabanın işini çok rahat görebilir çocukların dünyasında.

Dağınıklık mı?!? Boşverin! En azından imkanınız varsa evinizin bir odasını oyun için ayırın! Bizim evde böyle bir oda var. Oyunlar orada oynanır, dağınıkık diğer odalar sıçramadan müdahale edilir. İmkanınız yoksa da bulunduğunuz odadaki dağınıklığı toplamadan diğer eşyaları kullanamayacaklarını anlatın.

Biz yazı gördüm o kadar güzeldi ki, bu durumu çok iyi anlatıyor.

“Evin dağınıklığı için kusura bakmayın, Çocuklarım anı oluşturuyor” diye.

Misafirlerinize bunun dağınıklık değil de çocuklarınız için öğrenme fırsatı oluşturduğunu anlatın!

Yeşil mi? O Da Ne?!?!

IMG_20140913_174940

Bizim en büyük hayalimiz bahçeli bir evimiz olsun, kendi sebzemizi,meyvemizi biz yetistirelim. Bir de hayvanlar olsun. Mesela tavuk. Gerçek yumurtanın tadına bakalım, çocuklar istedikleri kadar koşsunlar, yorulsunlar…

DSC_0462

Biliyorum bu kalabalık şehirde gerçekten çok şey istiyorum. Neredeyse olmayacak duaya amin diyorum.

Hayal işte! Aslında biraz da olsa elimizden geldiğince gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Mesela küçücük balkonumuzda bir çok bitkimiz var… Odelia’nın küçük bahçesi.

Her iki günde onları sular, sever, yeni yeni şeyler eker. Mesela bir hafta önce armutu yerken çekirdeğini çıkardı ve ağaç çıkıp çıkmayacağını denemek istedi.

Zaten ekili olan bir bitkinin toprağına sıkıştırıverdi çekirdeği…

Nasreddin Hoca hesabı: Ya tutarsa!

Her gün onu sulayıp büyüyüp büyümediğini kontrol ediyor. Güneş alan yere taşıyor.

Bu davranışı bana bir çok şey öğretiyor. Mesela benim de onun gibi daha fazla gayret etmemi. Bu beton yığınları enerjimi ne kadar sömürse de, kendi dünyamı tekrar bir ele almayı.

Bu yukarıdaki çiçek, Odelia’nın bana bugünkü armağanı. Kendi bahçesinden, kalbinden verdiği bir armağan.

Bu aralar o kadar stresliyim ki, demek ki bu stres onlara da yansımış. Bana bu çiçeği verirken, “Anne, çok yoruldun. O yüzden bu çiçek seni mutlu eder.” dedi ve bana verdi. Beni o kadar iyi tanıyor ki! Beni neyin mutlu edeceğini çok iyi anlamış.

Belki çocuğunuz için anlamsızdır bu çiçek, ama benim için anlamı çok büyük. Çünkü benim büyüttüğüm bu kız, kendi büyüttüğü, ilgilendiği çiçeği kopartıp bana verdi.

Bu arada da her yerde hayvan, ağaç bulmaya çalışıyor…

Çocuk o kadar sıkılmış ki bu betonlardan, bize bahçeli bir ev bulalım diye baskı yapar oldu.

DSC_0235

Bugün David’le konuşurken telefonda, “Baba, bahçeli bir ev buldun mu?” diye sordu.

Bahçeli bir ev şimdi bulmadık ama, küçük bahçemizle idare ediyoruz. Doğanın gerçekten ne demek olduğunu unutmaya başladık.

Öyle ki JJ, bu şehirdışına gittiğimiz zamanda ne zaman bir ağaç görse YEŞİL diye bağırdı.

Evet çocukta haklı, gerçekten yeşil!

Ama bu birazda bizim suçumuz! Yeşili unutuyoruz, daha doğrusu bize unutturmalarına izin veriyoruz.

Ama farkında değiliz, bu yeşil sayesinde oksijen soluyoruz.

DSC_0527