Bazen Ara Vermek Lazım

  
Her ne durum olursa olsun bazen ara vermek lazım. İçinde olduğunuz her ne olursa olsun. Bazen işinize bir mola vermek lazım. Bir gün bile iyi gelebilir bu duruma. Verimliliğiniz artacaktır.

Bu üzerinize yapışan, sizin bir parçanız olan sıfatlarınız içinde geçerli. Özne sizsiniz çünkü. Öznesiz bir sıfatın hiç bir anlamı yoktur. Yaptığınız her ne ise siz olmadan, boştur.

Bazen kardeş olmaya ara vermek gerekir. Bir gün tamamen kafa dinleyip tekrar iyi bir abla abiliğe dönüş yaparsınız. Nasıl olsa ömrünüzün sonuna kadar değişmeyecek bir sıfattır bu. Kardeşiniz siz olmadan bir gün gayet iyi idare edebilir. 

Bazen evlat olmaya ara verin. En azından bir gün yada bir saat. Kapatın dünyayla sizi bağlayan elektronik cihazlarınızı. Kendiniz için bir şey yapın. Daha iyi bir evlat olarak geri döneceksiniz emin olun.

Yada bir saatliğine eş olmaktan vazgeçin. Eşinize olan sevginiz daha da artacak, rahat bir nefes alacak ve olaylara farklı gözden bakacaksınız. Hatta eşinizin diş macunu ortadan sıktığı için ettiğiniz kavgalara gülüp geçeceksiniz. Sevdiğin adamla birlikte olduğun için şükür bile edeceksin.

Ya da benim bugün yaptığım gibi Meera’yı alıp zaruri de olsa iki günlüğüne de, yarı zamanlı da olsa anneliğe ara verin. 7/24 çocuklarınızın içinde olunca bazen ne değerli bir iş yaptığınızı unutabiliyorsunuz. Kendinizi ve yaptığınız işi küçümsüyor kendinize haksızlık edebiliyorsunuz. Sadece Çocuklarınızın size ihtiyacı olduğunu zannedip, sizin onlara olan ihtiyacınızı unutabiliyorsunuz. 

Otogarda gördüğünüz küçük bir çocuk sizin burnunuzun direğini sızlatabiliyor. Gözleriniz yaşlarla doluyor. Kalbinizin içindeki kuş uçmak için çırpınıyor. Siz yaptığınız bu işin kutsallığını anlayabiliyorsunuz. Sanki aranızdaki bağın sadece kandan değil de, kalpten olduğunu anlayabiliyorsunuz bu molalarda. 

Iyi de yapıyorsunuz. Enerjinizi toplayın. Tüm sorunları içi boş bir balon haline getirip özgür bırakın. Balonla beraber içinizi boşaltın. 

Neye ara verdiyseniz de, kalbinizdeki yerini iyi düşüncelerle doldurup geri dönün. Benim kocama ve çocuklarıma yapacağım gibi sımsıkı sarılıp onları sevginizle avucunuz açık bir şekilde Hayatınızda tutun. 

Hazır mıyım?! 

  
33 haftalık olmama sadece iki gün var. Eğer kızım zamanında gelirse sadece 7 haftam var. 7 hafta sonra hayat bir kez daha değişecek benim için. Artık 4 tane çocuğum olacak. Hayat biraz daha meşgul olacak, biraz daha uykusuz kalacağım. Emzirmeye tekrar başlayacağım. Küçük kızımı öpüp, yeni bebek kokusunu içime çekeceğim. Bazen balataları sıyırmaya az kalacak, bazen bir dakika yalnız kalabilmek için kendimi tuvalete kilitleyeceğim. Tabiki 30 saniye sonra bebelerden birisi ‘anneeeeee’ diye o bir dakikalık saadeti de bozacak. Peki bütün bunların hepsine değer mi?

Bütün gün çocuk aktiviteleri yapıp, Saçma sapan çocuk şarkıları dinlemeye, kendi yaşıtlarımla konuşmayı özlemeye -hatta yetişkinlerle nasıl Konuşulduğunu unutmaya- değer mi?

Evet. Değer! Belki çok klasik olacak ama onların bir gülümsemesi, kahkahaları, sarılmaları herşeye değer.

Ben hazır mıyım? Bunun cevabını bilmiyorum. Kızımı kucağıma alana kadar da bilmeyeceğim. Hazır olsam da, olmasam da zaman geliyor. 

Zaman geliyor, kendimi de diğer çocuklarımı da hazırlamam gerekiyor yeni bir bireye, yeni bebeğe. Hep beraber öğreneceğiz adapte olmayı. 

Hayat zaten her dakika Öğrenerek geçmiyor mu? Biz de Öğrenmeye devam edeceğiz. Tek farkla; daha kalabalık olarak…

Yanındaki Özlem

  
 Şimdi İstanbul’dayız. Birkaç günlüğüne. Ama bu dönem en zor dönemlerden birisi. Yapacak birçok iş varken, hepimiz hastalandık. Abbey en çok hasta olan. Öyleki enerjisi, gücü herşeyi bitti. Bugün doktora götürdük ve Hamdolsun ki çok önemli birşey çıkmadı ama serum verdi doktor, Abbey kendisini toparlasın diye.

Bu dönemde Abbey çok hassaslaştı. Sadece etrafında beni istemeye başladı. Bu herşeyi daha da zorlaştırdı benim için. Öyleki Babasına aşık bir kız olan Abbey, David’in ve diğer iki büyüklüğün ona dokunmasını bile istemedi. 

Bu akşam ağlıyordu yine. Ne verdiysek olmadı. Susturamadık. ‘Yatmak ister misin?’ diye sorduğumda ‘evet’ dedi. Yatağa yatırdım. Yanına yatmamı işaret etti. Uzandım. Bebeğini Abbey’nin yanına koydum. Abbey bebeği olmadan uyumuyor. Bebeği kenara itti. Sonra ‘bebek, bebek’ demeye başladı. ‘Bebeğini yanına mı koyayım?’ diye sordum sabırlı olmaya çalışarak. ‘Hayır. Ben bebek’ dedi ve bana sarıldı. Sadece iki dakika sonra uyuyakaldı.

Güzel yüzüne baktım. Derin derin nefes alışını izledim. Biraz daha sarıldı boynuma küçücük elleriyle. O kadar sıcacıktı ki kolları, kalbimi ısıttı hemen. Sonra irkildim.

Bu dönemde bana o kadar bağlı olmasının nedeni beni özlediğiymiş. Aynı evin içindeki özlem. Onunla zaman geçirmemi sadece onunla ilgilenmemi istiyormuş. 

Bu hastalık bana bir çok şey öğretti. Herşeyi daha ağırdan almamı mesela.

Tek e tek zaman geçirmem gerektiğini öğrendim çocuklarla. 

Aynı evin içinde de özlenebiliyormuş insan.

Zaman çok hızlı akıp gidiyor. Zamanı durdurun. Bu gün bir daha geri gelmeyecek! 

Hayat Kurtaran Aktiviteler

  

Bir çok ahşap blok, bir çok kitap okuma seansı, bütün gün evde tıkılı kalmanın tek bir nedeni var: HASTALIK!

Tam da Istanbul’a dinlenmek için gelmişken hem de!

Zaten 1 hafta David’in görüşmeleriydi, çocukların adapte olmalarıydı derken uçtu gitti. Tam hadi birşeyler yapmaya başlayalım derken Abbey’nin vücudunda kızarıklıklar çıkmaya başladı. Yediği birşeye alerjisi olduğunu düşündük. Yediklerini kontrol ettik ama bir alerji durumu değildi. Bir haftada en az 4 defa tüm çarşafları değiştirdim, kızarıklıklar arttı. Bu da yetmezmiş gibi JJ 40C ye kadar ateşlendi. Ateşi düşmeyince hastaneye götürdük. Sadece biraz boğaz kızarıklığı ve enfeksiyon olduğunu söyledi doktor. Hazır gelmişken Abbey’i de bir gösterelim dedik. Tahmin edin ne çıktı! SU ÇİÇEĞİ!!!

Tam da İstanbul’da…Tam da dinlenelim derken!!! Tam da haftasonu için plan yapmışken!

Bu hafta 3 çocukta hastalandı ve eğlence başladı!

Geç uyumalar, gecenin yarısı uyanmalar ve sabah erkenden kalkmalar… En önemlisi de Odelia da, JJ de, Abbey de hastayken çok ama çok konuşuyorlar. Öyle böyle değil… 10 saniye sessizlik için kendimi tuvalete kapattığımda oldu… 11. saniye 3’ü de kapının diğer tarafından bana seslenmeye başladı. Ama 10 saniye 10 saniyedir. Onu bulamadıpım zamanlarda oldu.

Bu zamanda benim en büyük yardımcım ise legolar, ahşap bloklar ve kitaplar…

Öyleki kaldığımız evdeki çoğu kitabı defalarca okumaktan ezberledim…. (Kitap evleri, sponsor olur, hediye olur hiç farketmez. Her teklifinize açığız. Bizim bol bol kitap okumak için fırsatımız sizinde bol bol harika kitaplarınız olduğu sürece )

  

Ahem! Normal oturarak ta okumayız çoğu zaman kitapları biz! İlla ki akrobatik hareketler şart! Hem de ateşi olunca yarı çıplak gezmelerini normal karşılıyoruz.

Şanslıyım ki Odelia (5 yaşında) okumayı öğrendiğinden beri çoğu kitabı kendisi okumayı tercih ediyor. Ve şimdi de kendi kendine Türkçe okumayı da keşfettikten beri Türkçe’ye daha da merak saldı. İki dilde de gayet iyi okuyor. Şimdi çoğu zaman o okuyor, ben dinliyorum…

JJ’yle bir kitabı 5 defa ard ardaya okuduğumu bilirim bu hafta… Evet yeni kitaplara ihtiyacımız var artık. Hem bizim evdeki hem buradaki kitapların %85’i bitti.

Evdeki bir diğer “hastalık zamanındaki aktivitelerimiz” kısmının vazgeçilmezi!

  

Saatlerce bu ahşap bloklarla oynayabilirler…Oturup biraz dinlenmeniz için de büyük şanstır. Kahvemi sıcak içmenin verdiği mutluluğu anlatamam…

Bir diğer vazgeçilmezimiz de Legolarımız. Oynandıktan sonra toplamanız şiddetle önerilir. Çünkü bir Lego nun üstüne bastınız mı hiç? Basmadıysanız hiç denemeyiniz. Hani serçe parmağınız bir yere çarpar çığlık atmak isterseniz ya o acıdan çok daha beter bir acı.

Bizim en çok yaptığımız 3 aktivite bunlar hastalıklar boyunca…

Hepinize, özellikle miniklerinize sağlıklı günler!!!