Anneliğe Küçük Bir Mola

Dün, David ve benim durumum içler acısıydı!

Şu son zamanlarda o kadar çok yoruluyoruz ki, yatakta 5’e kadar sayamadan uykuya dalmış oluyoruz.

Bahar yorgunluğu, işlerin yoğunluğu, koyunlar, civcivler, bizim 3 bebeyi de ekleyince, keşke 30 saat olsaydı bir günde demeden edemiyoruz! Belki de bizi kolonlamak en iyisi!

Tam bu yorgunluğun ortasında bir şeyler eksik kalıyordu hep şu son zamanlarda!

Sanki bir yanım hep boş gibiydi! Nedenini, kitaplığımdaki bir kitap bana anlattı!

O boş yanım, KİTAPTI!

Çocukluğumdan, çocuğa karışana dek, kitap aşığıydım. Hatta JJ’ye hamile kalana kadar bir kitapçıda çalıştım 3 yıl kadar! Kitaplar hakkında yazmaktı en çok sevdiğim bölüm!

Ama şu son zamanlarda, kitapları elime alır almaz horlamaya başlıyordum.

Sarah Jio diye bir yazarın kitaplarını okumam için ikna ettim beni kardeşim.

2 ay önce kitaba başladığımda, harikaydı fakat ortada kaybolan bir çocuk olunca (romanda) sulugözlülüğüm artınca bıraktım kitabı bir kenara! Çünkü kaybolan erkek çocuğu 3 yaşındaydı, tıpkı benim JJ’im gibi!

Dün karar verdim, en azından bir yarım saat kadar kendime ayırmaya!Yarım saat,  2 saat oldu! Ama o 2 saatte sanki romanın karakteri benmişim, tüm olaylar benim başımdan geçiyormuşçasına bir hisse kapılıp 150 sayfa kadar okumuşum!

Kitabın adı : Böğürtlen Kışı! Şiddetle öneririm!

Neyse o kadar yorgun olmama mı yanayım, Abbey sayesinde 1 saat uyuduğuma mı, yoksa bütün gün ağlayan Abbey’i teselli ederken vidası çıkmış duygularıma mı?

Aldım Abbey’i yanıma, bir yandan emzirip öteki yandan kitabı kaldığı yerden okumaya başladım! Kitabı bitirdim bu ara! Sarah Jio’nun diğer kitaplarında sıra! Tavsiye ederim eğer okumadıysanız!

Evet, aynı evin içinde olduğum halde anneliğe 2 saatte olsa ara verdim bugün!

Bu iki saatte kendim için bir şey yapıp, kitabıma verdim kendimi!

Harika bir duyguydu!

Yorgunluğum geçmese de beynimi dinlendirdi! Biraz daha güçlendirdi beni bu mola!

Her hafta bir 2-3 saat bir mola vermek lazım herhalde!

1 saat dahi olsa, kapatın interneti, telefonu!

Kendinize bir mola verin! O kadar çok tazeleneceksiniz ki, eskisinden çok daha verimli bir hale geleceksiniz! Kendinize kötü davranmayın!

Hangi Tür Anneyim?

  

Şu son zamanlarda ortalığı kasıp kavuran “Alman anne misin, Türk anne misin?” diyaloğu uzayıp gidiyor! Yazıyı yazan arkadaş harika bir iş çıkarmış, çok doğru tespitleri var! Yazıyı her okuyan anne gibi, ben de “acaba hangi karakter bende daha ağır basıyor” diye düşündüm! 

Ben ne Alman annesiyim, ne de Türk annesi! Ben çocuklarıma göre anne olmaya çalışıyorum. Çünkü her çocuğun karakteri ve gereksinimleri farklı! Her çocuk özeldir. Nasıl her çocuk farklıysa, her anne de farklıdır. 

Ben anne olduktan sonra “asla yapmam” dediğim şeyleri yaparken buldum kendimi! Farkettim ki aslında bayağı da eğlenceli olabiliyormuş bunlar. 

  
İstanbul’da büyüyen birisi olarak olmazsa olmazlarım vardı benim de! Çalışma hayatımı çocuklar olduktan sonra bıraktım. Çalışma hayatinı sürdürebilenlere gıptayla bakıyorum ve takdir ediyorum. Ben fazla duygusal olduğumu da anne Olduğum için, işteyken çok fazla duygusallaşmaya, sulu gözlü olmaya başladım. Yapamayacağımı anlayınca pek te zorlamadım. 

Hayatta İstanbul’dan ayrılmam derken bu yıl kendimi Güneydoğu Anadolu’nun bir şehrinde buldum. 6 ay olmasına rağmen, buraya o kadar alıştık ki, İstanbul bizi boğar olmaya başladı. 

Inanmazsınız ama biz koyun bile aldık! Hayatım boyunca kediden başka bir hayvana bakmamış birisi olarak bayağı radikal bir karar almış olduk! Çünkü çocukların bir şeylerle oyalanması lazımdı! Evet ÇOĞU imkan İstanbul’daki gibi değil ama biz bu hayatımızdan çok daha memnunuz. Oyun grupları, çeşitli aktiviteler, alışveriş merkezleri yok burada. Ama bunlarsız çok daha iyi olduğunu öğretti hayat bize burada. 

Alışveriş merkezi yerine bakkallar var. Çocukların alışveriş yapmayı öğrendiği, ayni zamanda da bir iki kelime edebileceğimiz bakkallar var. 

Oyun grupları yok! Ama bunun yerine çocuklarımın gönlünce oynayabileceği mahalleli çocuklar var! 

  
Hem de bu çocuklar, sadece haftada bir defa değil, neredeyse hergün beraberler. Çok lüks, Pahalı oyuncaklara da gerek yok, her şeyi oyun haline çevirebiliyorlar. Mesela geçen gün sebze tohumları ektik bu grupla. 

Mesela bir diğer yapmam dediğim şey, süt sağmaktı! Evet bugün koyunlarımızdan bir tanesini sağıp çocuklara içirdik!!! Bayıldılar! Çünkü sütün nereden ve nasıl geldiğini öğrendiler. Bunu görmek beni daha da teşvik etti bu konuda! 

O yüzden “bana hangi anne karekteri uyar?” diye düşününce vardığım sonuç hiçbiri oldu! Çünkü ben çocuklarımın mutluluklarına odaklanmayı tercih ediyorum! 

Yanlış anlaşılmasın! Dünya çocuklarımın Etrafında dönmüyor, ya da her istedikleri de olmuyor. Biz sadece dünyamızı ailemize göre düzenlemeyi seçiyoruz!