Yanındaki Özlem

  
 Şimdi İstanbul’dayız. Birkaç günlüğüne. Ama bu dönem en zor dönemlerden birisi. Yapacak birçok iş varken, hepimiz hastalandık. Abbey en çok hasta olan. Öyleki enerjisi, gücü herşeyi bitti. Bugün doktora götürdük ve Hamdolsun ki çok önemli birşey çıkmadı ama serum verdi doktor, Abbey kendisini toparlasın diye.

Bu dönemde Abbey çok hassaslaştı. Sadece etrafında beni istemeye başladı. Bu herşeyi daha da zorlaştırdı benim için. Öyleki Babasına aşık bir kız olan Abbey, David’in ve diğer iki büyüklüğün ona dokunmasını bile istemedi. 

Bu akşam ağlıyordu yine. Ne verdiysek olmadı. Susturamadık. ‘Yatmak ister misin?’ diye sorduğumda ‘evet’ dedi. Yatağa yatırdım. Yanına yatmamı işaret etti. Uzandım. Bebeğini Abbey’nin yanına koydum. Abbey bebeği olmadan uyumuyor. Bebeği kenara itti. Sonra ‘bebek, bebek’ demeye başladı. ‘Bebeğini yanına mı koyayım?’ diye sordum sabırlı olmaya çalışarak. ‘Hayır. Ben bebek’ dedi ve bana sarıldı. Sadece iki dakika sonra uyuyakaldı.

Güzel yüzüne baktım. Derin derin nefes alışını izledim. Biraz daha sarıldı boynuma küçücük elleriyle. O kadar sıcacıktı ki kolları, kalbimi ısıttı hemen. Sonra irkildim.

Bu dönemde bana o kadar bağlı olmasının nedeni beni özlediğiymiş. Aynı evin içindeki özlem. Onunla zaman geçirmemi sadece onunla ilgilenmemi istiyormuş. 

Bu hastalık bana bir çok şey öğretti. Herşeyi daha ağırdan almamı mesela.

Tek e tek zaman geçirmem gerektiğini öğrendim çocuklarla. 

Aynı evin içinde de özlenebiliyormuş insan.

Zaman çok hızlı akıp gidiyor. Zamanı durdurun. Bu gün bir daha geri gelmeyecek! 

Dünya içinde Dünya!

Dünyada o kadar kötü şeyler oluyor ki, nereye dönseniz ölüm, nereye baksanız ucu bir çocuğa dokunuyor.

Bu sadece belli bir kısım için geçerli değil. Dünyanın her köşesinde birilerinin ocağına ateş düşüyor.

Yanı başımızdaki Suriye, yıllardır çocuklar ya ölüyor ya babasız ya annesiz kalıyor.

Irak mesela, sapık bir örgüt geliyor, bir çok çocuğu babasız bırakıyor sırf zevk için adam öldürüyor.

Diğer yanda Filistin-İsrail! Oralarda da çok çocuk ölüyor yada ailesinden birilerini kaybediyor. Sırf iki devlet anlaşamıyor diye.

Başka yerde sırf üstünden uçuyorsun diye adamlar uçağı hedef alıyor ve 300 kişiden fazla kişi birden yok oluyor.

Ya çocuk tecavüzlerine ne demeli! Ya cinsel yada fiziksel istismara!

Peki ya psikolojik olarak yapılan istimar çocuklara!

Maalesef komşularımdan birisi, evine gittiğimde 3,5 yaşındaki kızını yanına çağırdı ve eline cam bir kase verdi. Ondan sonra “Bunu düşürürsün seni döverim” diye sırıta sırıta geçti yanımdan. Düşünsenize çocuğun psikolojisini! Ya düşerse o kase! Ya o kase kıza ağır geldiyse!

Ne kadar anlatmaya çalışsamda o gün bu komşuma pek bir şey değiştiğini zannetmiyorum.

Bizim apartmanda geçen ay, sadece bir ayın içinde 2 küçük kıza SAPIĞIN teki cinsel tacizde bulundu. Burnumuzun dibinde.

Peki ben çocuklarımı bu kötü dünyadan, bu kötülüklerden nasıl koruyacağım?

Onları tamamen izole mi etmem lazım? Ya da dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu mu anlatmam lazım?

Küçücük dünyalarında  belki en üzücü şey oyuncağının kırılması belki de! Ben bu kusursuz dünyanın içine nasıl olurda tek bir doğrunun bile olmadığı bir dünya aşılarım ki!

DSC_0521

Ben ve David, en azından bir noktaya kadar çocukları izole etmeye karar verdik. Onların dünyayı değiştirebileceklerini öğretiyoruz. Bir kişi, bir kişidir. İyilik ve sevgi, kötülük ve güvensizlik gibi geçicidir. Bakarsınız sadece bir kişinin yaptığı bir şey bütün dünyayı değiştirecek kadar büyüyebilir.

DSC_0529

Hep bu dünyada kalsalar, hatta bize de bu renkli dünyalarını öğretseler keşke!

Hep birlikte ağaçlarla yeşillikler olsun bu dünyada!

Biz ebeveynlere o kadar çok iş düşüyor ki! Çocuklar bizden gördüklerini, duyduklarını yapıyorlar. Sadece iyi dileklerle kalmasak, dünyayı biz yaşanır hale getirsek ne güzel olur ama değil mi?

İyilikler bizden bulaşsa başka kişilere!

DSC_0479

Bir kişi bir kişidir! Yarın işe giderken yada birisini gördüğünüzde sadece gülümseyin! Ondan sonra göreceksiniz ki bu mutluluk bulaşıcıdır.

Hastalık yerine sevginin bulaşması dileğiyle!

Hayır, Kaza Değil!

Çoğunuz zaten biliyorsunuz ama ben yine de söylemiş olayım. David ve benim üç tane büyük sevincimiz var yer yüzünde.

2 kızımız ve bir oğlumuz var. En büyük çocuğumuz, Odelia. Prensesler dünyasında yaşıyor derken ikinci çocuğumuz olan oğlum JJ geldi. JJ, bir dakika bile yerinde durmuyor. Tam bir araba tutkunu! JJ’in hemen ardından 3. çocuğumuz Abbey geldi. Tam bir süt tiryakisi! Tek yaptığı şey, kardeşlerini oynarken izlemek (çoğu zaman kendisi de dahil olmak istiyor) ve içmek, içmek ve içmek!

DSC_0166

3 küçük çocukla beni gören herkes bana, zaten bir kızım ve bir oğlum olduğunu o halde 3. çocuğu neden yaptığımı soruyorlar… Maalesef çoğu zaten çocuklarımın önünde.

“Kaza mıydı?” diye bir soru geliyor. Hemen ardından, “Doğum kontrol yollarını bilmiyor muydun? Bu yüzden mi en küçüğü doğdu?” diye sorular devam ediyor.

Ne dediklerini bile bilmiyorlar!!! Hayır, KAZA DEĞİL… Çocuklarımın hiç biri kaza değil. 3. çocuğu istiyorduk. Ve Abbey’e sahip olduğum için çok mutluyum.

Kazalar insanları sadece incitir, üzer, yaralar. Fiziksel ya da duygusal olarak. Abbey bizi incitiyor.

Tam tersi aslında. Bize daha fazla, sevinç, esenlik ve kahkaha getirdi, Abbey! Eğer bir kaza olsaydı bunları YAPAMAZDI!

dsc_0144

Bakın şuna! Abbey nasıl kaza olabilir ki?!? Odelia’yı o kadar çok mutlu etti ki Abbey, beraber anılarını ve sırlarını paylaşabilecekler ileride.

Birbirlerinin en iyi dostu olabilirler! Odelia, Abbey süsleyip püslemeye bayılıyor.

dsc_1100

Şuna bakın! Abisini nasıl da mutlu ediyor? Kendisi ağlasa bile! JJ’i abi yaptı. JJ, sabahları kalktığında ilk önce Abbey’e gidip onu öpüyor, daha sonra bize günaydın diyor. Nasıl bir kaza olabilir ki?!?

dsc_0119Babasının yanında oturuyor ve kendisi sarıldı David’e. Babasına tamamen aşık ve David, Abbey’e  sahip olduğu için gurur duyuyor.

Abbey bir kaza değil! Çocuklarımından hiç biri bir kaza değil!

Sizin çocuklarınızın hiç biri kaza değil!

O yüzden çocuklarımıza ne söylediğimize dikkat etmeliyiz! Çocuklarımız kaza değil, büyük birer berekettir!